KAYITDIŞI EKONOMİ OLGUSUNU AZALTMAYA YÖNELİK ÖNERİ
 

KAYITDIŞI EKONOMİ OLGUSUNU AZALTMAYA YÖNELİK ÖNERİ

KAYITDIŞI EKONOMİ OLGUSUNU AZALTMAYA YÖNELİK ÖNERİLER

Arş. Grv. Özer Özçelik

Arş. Grv. Ercan Yaşar

 

Mali Çözüm Dergisi, sayı:74, Ocak-Şubat-Mart 2006, ss.214-232

 

Özet: Dünya üzerinde her ülke, farklı koşul ve konumda kayıtdışı ekonomiyle karşılaşmaktadır. Herhangi bir ülke için karşılaşılacak kayıtdışılık durumu başka bir ülke için geçerli olmayabilir. Bu durum kayıtdışı ekonomi ile mücadele etme konusunda ülke gerçeklerinin göz önüne alınmasını gerektirmektedir. Eğer bu ayrım gözetilmezse alınacak önlemlerin geçerliliği söz konusu bile olmayacaktır. Bu çalışmada, kayıtdışı ekonominin kayıt altına alınmasına yönelik literatürde yapılan çalışmalar incelenerek öneriler sunulacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kayıtdışı ekonomi, kayıtdışı istihdam, vergi denetimi, vergi sistemi

GİRİŞ

Günümüzde kayıtdışı ekonomi gerçeği; gelişmekte olan ülkeler kadar, gelişmiş ülkelerinde en önemli ekonomik problemlerinden birisidir. Kayıtdışı ekonomik faaliyetlerin olumlu etkilerinin yanı sıra getirdiği olumsuz etkiler nedeniyle bir çok ülke bu olguyla savaşma konusunda bazı tedbirler alma ihtiyacı duymuşlardır. Bu gereksinim sonucu kayıtdışı ekonomi ile mücadelede bazı engellerle karşılaşmak mümkündür. Örneğin; baskı gruplarının kayıtdışı ekonominin kayıt altına alınmasına yönelik tepkileri olacaktır. Bu tür tepkileri bertaraf edebilmek için, kayıtdışı ekonomi ile mücadeleye başlamadan önce bu tür engellerin ortadan kaldırılması veya ikna edilmesi gerekmektedir.

Kayıtdışı ekonomiyle mücadelede etkinliğin sağlanması hususunda, alınması gerekli olan önlemlerin neler olduğu belirlenmeli ve bu önlemlerin uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir. Bu açıdan kayıtdışı ekonomiye yönelik bir mücadele politikasına geçilmeden önce uygulamaya yönelik ilke ve esasların belirlenerek belli bir politikanın oluşturulması gerekmektedir. Bu doğrultuda Türkiye’de kayıtdışı ekonominin minimum düzeye indirilmesi için oluşturulacak politikanın temel esasları şunlar olmalıdır (Türk Vergi Sistemi, Sorunlar ve Çözüm Önerileri, 2002, s.113–115):

  • Kayıtdışı ekonomiyle mücadelede hangi önlemlerin, ne zaman ve ne şekilde uygulamaya sokulacağını belirten bir plan olmalıdır. Bu plan ile ulaşılması hedeflenen kayıtdışı ekonomik faaliyetler belirlenmeli, bunlara yönelik önlemler oluşturulmalı ve uygulama öncelikleri belirlenmelidir.
  • Kayıtdışı ekonomiyle mücadele kesinlikle devlet politikası olarak benimsenmeli ve bu mücadele uzun dönemli ve etkin olmalıdır. Böylece mücadelenin istikrarlı olacağı açıktır.
  • Kayıtdışı ekonomi kısa vadede çözümlenebilecek bir sorun olmadığından, Türkiye şartları göz önüne alındığında mücadele belirli bir vadeye yayılmalıdır. Özellikle bu konudaki yasal düzenlemelerin kısa vadede çözümlenmesi oldukça zordur. Dolayısıyla kayıtdışı ekonominin kayda alınması, kararlı bir şekilde uygulanması gereken ve yapısal olumsuzlukları gidermeye çalışan uzun vadeli bir politikayı gerektirmektedir.
  • Etkin bir mücadele ortamı oluşturabilmek açısından toplumun tüm kesimlerinin desteği sağlanmalıdır.

Yukarıda sayılan politika ilkeleri ışığında kayıtdışı ekonominin kayda alınmasına yönelik çözüm önerileri aşağıda belirtilmektedir.

1.1. VERGİ DENETİM MEKANİZMASINA YÖNELİK ÖNERİLER

Kayıtdışı ekonominin vergilenmesinde başvurulan önlemlerin esas olarak kayıt nizamı ve belge düzeni denetimi olan ve yaygın-yoğun denetim denilen yoklama ile buna ilişkin cezalar olduğu görülmektedir. Yaygın-yoğun denetime 1985 yılında Katma Değer Vergisinin (KDV) yürürlüğe girmesi ile ağırlık verilmiştir. Bu yol aracılığı ile vergi denetimine etkinlik kazandırılarak, belge düzeninin oturtulacağı ve kayıtdışı ekonominin kayıtlı ekonominin içine çekileceği düşünülmüştür. Fakat görülmüştür ki kayıtdışı ekonomi küçülmek yerine aksine büyümüştür (Yılmaz, 1994, s.50–51).

Türkiye’de kayıtdışı ekonominin ortaya çıkışı ve boyutlarının genişlemesine neden olan etmenlerin başında, vergi idaresinin denetim konusunda yeteri kadar etkin olamadığı görülmektedir. Türkiye’nin bir vergi cenneti olduğu Gelirler Genel Müdürlüğü’nün istatistikleri (Tablo 1.1.) incelendiğinde görülmektedir.

Tablo 1.1: Vergi İnceleme Sonuçları, 1985–2004

İnceleme Yılı

İnceleme Sayısı (Adet)

İncelenen Matrah (TL)

Bulunan Matrah Farkı (TL)

Bulunan / İncelenen Oran (%)

1985

66.681

299.632

294.345

98.24

1986

66.550

1.157.301

1.498.315

129.47

1987

80.264

2.949.620

764.388

25.91

1988

51.495

3.092.819

953.237

30.82

1989

47.225

4.286.511

1.933.443

45.11

1990

108.574

9.969.063

6.257.501

62.77

1991

78.803

13.754.808

6.875.619

49.99

1992

59.378

22.180.600

13.217.780

59.59

1993

68.954

35.897.015

12.906.858

35.96

1994

48.056

120.145.917

135.755.349

112.99

1995

56.096

169.827.303

71.167.159

41.91

1996

54.536

375.262.112

99.724.529

26.57

1997

63.198

723.888.102

284.899.552

39.36

1998

68.748

1.763.429.888

684.220.838

38.80

1999

51.731

1.288.777.870

1.043.797.167

80.99

2000

60.335

3.621.021.663

1.987.099.014

54.88

2001

68.132

7.312.698.061

13.479.141.747

184.33

2002

113.244

13.863.392.055

7.971.330.648

57.50

2003

68.251

25.563.195.271

18.834.977.142

73.68

2004*

153.881

22.124.052.747

18.712.916.620

84.58

Kaynak: Vergi İstatistikleri Yıllığı 2003, T.C. Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü Yayını, 2004.

            * http://alomaliye.com/talha_apak_kayitdisi_ekonomi.htm

Tablo1.1’de 1985–2004 yılları arasındaki vergi inceleme sonuçları görülmektedir. Tabloya göre 1985–2004 yıları arasında toplam 1.434.132 adet beyanname incelenmiş ve incelenen matrah toplamı 77.019.278.358 TL’dir. İncelenen bu beyannamelerde 1985–2004 yılları arasında toplam 63.349.731.251 TL’lik bir fark bulunmuş ve bu fark toplam matrahın %82.25’i kadardır. Bu farkla da görülmektedir ki mükelleflerin vermiş oldukları beyannameler gerçekdışıdır.

Bu rakamlar, beyanları incelenebilen sınırlı sayıdaki mükellefin eksik beyanlarının saptanması ile bulunmuştur. Ancak beyanları incelenemeyen veya vergi dairelerine daha önce beyanda bulunmayan mükelleflerinde hesaba katılması ile vergi kaçakçılığının boyutları daha da genişlemektedir.

Vergi denetimi, merkez ve taşra teşkilatında görevli inceleme elemanları ile yürütülmektedir. Merkezi denetim elemanı olan maliye müfettişleri ve gelirler kontrolörleri, dış denetim olarak nitelendirilen vergi incelemesi yanında Maliye Bakanlığı’nın teftiş ve soruşturma görevlerini de yürütmektedir. Hesap uzmanları ise sadece vergi incelemesi yapmaktadır. Taşra teşkilatında görevli olan vergi denetmenleri ise; görev yaptıkları taşra teşkilatı ile sınırlı olmak üzere inceleme, teftiş ve soruşturma görevlerini yerine getirir (Tekin, 2003, s.70). 2001 yılından itibaren ise her ilin vergi dairesi müdürü de incelemelerde bulunabilmektedir.

Denetimde etkinlik sorunun altında yatan nedenlerden birisi, Türkiye’de ki mükellef sayısı ile vergi inceleme elemanlarının sayısının arasındaki oranın çok büyük olmasıdır. İnceleme elemanlarının sayısının az olması ve bu denetim elemanlarının sadece inceleme görevi yapmadığı bilinmektedir. Türkiye’de yetişmiş vergi inceleme elemanı sayısı yeterli değildir. Aynı zamanda yukarıda belirtildiği gibi vergi denetiminde çok başlılık vardır. Bu konular da alınacak önlemlerin başındaysa, vergi inceleme elemanlarının özlük hakları ve çalışma koşulları iyileştirilerek vergi elemanı sayısı artırılmalıdır. Ayrıca vergi denetmenlerinin görev ve yetkileri açık bir şekilde belirtilmelidir. Vergi denetim elemanları arasındaki koordinasyon sağlanmalı ve denetim elemanlarının tümü teknik imkânlardan en üst düzeyde faydalanmalıdır. Etkin bir vergi denetimi için, bilgisayar kullanımının yoğunlaştırılması ve bu konuda eğitim ve donanım eksikliğinin giderilmesi gerekmektedir. İstihbarat arşivleri geliştirilerek ve etkin kullanılarak yer alan bilgiler ile çapraz denetim yoğunlaştırılmalıdır.

Boy’un (2002) öngördüğü gibi, ülke çapında ve il düzeyinde ilgili kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının aktif olarak katıldıkları bir vergi şurası oluşturularak vergi politikalarına yön verecek tespitlerin yapılması gerekmektedir. Kayıtdışı ekonominin önlenmesinde etkin bir vergi denetimi gerekli olup bu konuda acil önlemlere ihtiyaç bulunmaktadır.

1.2. VERGİ SİSTEMİNDEN KAYNAKLANAN SORUNLARA YÖNELİK ÖNERİLER

Kamu kesimi finansman açıklarının nedenlerinden biri olan vergi gelirlerinin oldukça az olması kayıtdışı ekonomi ile mücadelenin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Türk Vergi Sisteminden sağlanan hasılat, kamu kesiminin yapmış oldukları harcamaların gerisinde kalmaktadır. Vergi sisteminden kaynaklanan sorunlar nedeniyle ekonomide birimler, kayıtdışı ekonomiye yönelmekte ve devletin borçlanma ile finansman açıklarını kapatmasına neden olmaktadırlar. Aşağıda vergi sisteminden kaynaklanan sorunlar ve bunlara yönelik çözüm önerileri verilmektedir.

1.2.1. Türk Vergi Sisteminin Karmaşık Yapıdan Kurtarılması

Bir ülkede uygulanmakta olan vergi yasalarının tümü vergi sistemini oluşturmaktadır (Türkoğlu, 1997, s.13). Türk vergi sisteminde bir karmaşıklık söz konusudur. Bu karmaşıklığın nedeni olarak ise Türk vergi sisteminin; çok sayıda yasa ve Bakanlar Kurulu Kararlarını içermesi, birçok genelge, tebliğ, geçici madde, mükerrer madde içermesi, devamlı değişikliğe uğraması (1923’den itibaren 20’den fazla vergi yasasının çıkmış olması), anayasaya aykırı ilkelere sahip olması söylenebilir.

Türk vergi sistemindeki bu sistemsizliği önlemek için, öncelikle anayasaya aykırı olan ilkelerin gözden geçirilip düzenlenmesi gerekmektedir. Hiçbir yasa, yasadışı faaliyetleri özendirecek ya da önlem almada yetersiz kalacak şekilde çıkarılmamalıdır. Bürokraside bir uyumun ve işbirliğinin olmaması nedeniyle zaman zaman bu tür yasalar çıkarılmaktadır. Örneğin; halk arasında naylon fatura olarak isimlendirilen sahte fatura kullanımının yaygınlaşması, yürürlükteki yasaların bu konuda düzenlemelere yer vermediği içindir (Kılıçdaroğlu, 2000, s.8).

Ayrıca mükerrer maddelerden ayıklanıp daha az sayıda yasanın yürürlükte bulunması doğru olacaktır. Vergi yasaları açık ve basit olmalıdır. Vergi mevzuatları sadeleştirilip, adil ve uygulanabilir bir yapıya dönüştürülmelidir.

1.2.2. Gelir ve Kurumlar Vergisi Oranlarının Düşürülmesi

Kayıtdışı ekonominin ve bundan kaynaklanan vergi kayıplarının en önemli nedeni vergi oranlarının yüksek olmasıdır. Vergi gelirlerinin büyük bir kısmı gelir ve kurumlar vergisinden oluşmaktadır. Türkiye’de gelir vergisinde artan oranlı tarife uygulanmaktadır. İlk vergi dilimi için bu oran %25 olup %55’e kadar yükselmektedir. Tablo 1.2. incelendiğinde diğer ülkelere nazaran Türkiye’de oldukça yüksek vergi oranlarına sahip olunduğu görülmektedir. Yüksek vergi oranları kurumlar vergisi içinde geçerlidir ancak, kurum kazançlarına uygulanan istisnalar ve indirimler dolayısı ile kurumlar vergisi için ödenecek miktar düşürülebilmektedir.

Tablo 1.2: Bazı Ülkelerdeki Vergi Oranları (En Yüksek Oranlar, 2001)

Ülke Adı

Kurumlar Vergisi Oranı (%)

Gelir Vergisi Oranı (%)

Fransa

36.4

52.8

Belçika

40.2

60.5

İsveç

28.0

55.0

İtalya

36.0

45.5

Yunanistan

37.5

43.0

Hollanda

35.0

52.0

Almanya

26.4

48.5

Japonya

41.0

43.0

ABD (NewYork)

44.0

51.0

İsviçre

32.0

41.0

İrlanda

20.0

42.0

İngiltere

30.0

40.0

Türkiye

43.0

55.0

Kaynak: Şükrü Kızılot ve Ş.Ertan Çomaklı, Vergi Kayıp ve Kaçakları ve Kayıtdışı Ekonomi İlişkisi ve Boyutlarının Mevzuat Açısından İncelenmesi, XIX. Türkiye Maliye Sempozyumu, Basılmamış Tebliğ, 2004’deki verilerden oluşturulmuştur.                                                                                                                                                                                                                                                                          

Morgil ve diğerlerine (1995) göre, gelir vergisi oranının %15’den başlayarak en çok %45’i aşmayacak şekilde düzenlenmesi hatta bu oranın uzun dönemde %10’a düşürülmesi, kurumlar vergisinin ise tek oranlı değil artan oranlı bir tarife yapısına sahip olması gerekmektedir. Kurumlar vergisinde, gelir vergisinde olduğu gibi 7 aşama yerine 2 veya 3 aşamalı bir tarife düzenlenmelidir.

Vergi oranlarının düşürülmesi ilk planda önemli bir vergi kaybına neden olacaktır. Bu nedenle vergi oranlarının düşürülmesi ile vergi tabanının genişletilmesi çalışmaları bir arada yürütülmelidir. Vergi oranlarının belirlenmesinde ekonomik ve sosyal faydalarında göz önünde bulundurulması gerekmektedir (Türkoğlu, 1997, s.14).

1.2.3. Belge Düzeninin Yerleşmesi

Kayıtdışı faaliyetlerin kayıt altına alınabilmesi için belge düzenlemesi yapılmalı ve bu belgelerin kayıtlara geçirilmesi gerekmektedir. Belge düzeninin yerleşmesinde KDV uygulaması önemli bir paya sahip olmaktadır. Uygulamanın ilk yıllarında ücretlilere yıl sonunda ödenmekte olan vergi iadesi ile bu uygulama başarılı olmuştur. Ancak uygulamada yapılan bazı değişikliklerden ve denetleme eksikliklerinden dolayı günümüzde bu uygulama önemini yitirmiştir. Son yıllarda KDV kayıtdışı faaliyetleri özendirici bir niteliğe bürünmüştür. KDV yapısı gereği nihai olara tüketici üzerinde kalan bir harcama vergisi olduğu için, enflasyonun yüksek olduğu ve vergi oranlarının yüksek olarak belirlendiği dönemlerde belgeleme düzenini olumsuz olarak etkilemiştir. Belge alması durumunda vergiyi tamamen yüklenecek olan tüketici, satıcı ile belge almamak üzere anlaşarak KDV pazarlığı yapmaktadır. Satıcı da belge vermediği için ödemekle yükümlü olduğu gelir ve kurumlar vergisi yükünden kurtulacaktır. Bu pazarlığın iki önemli sonucu vardır. Birincisi; vergi hâsılatındaki azalmadır. İkincisi ise, toplumdaki ekonomik birimlerin vergi yasalarına uymamayı alışkanlık haline getirmesi ve bunu doğal olarak görmesidir.

Türkiye’de 2005 yılı için KDV oranları en düşük %1 ve en yüksek %18 olarak gerçekleşmektedir. Türkiye’de genel olarak; ihraç potansiyeli yüksek mallara, temel gıda maddelerine, eğitim, sağlık ve kültür hizmetleri gibi bir takım seçilmiş mal ve hizmetlere düşük oranlar uygulanmaktadır. Yüksek oran ise, lüks tüketim malları olarak belirlenen mallar için geçerlidir (Aydemir, 1995a, s.179). KDV oranlarının düşürülmesi ile belge düzeni üzerinde olumlu etki yapacağı düşünülebilir ancak bu kısa dönemde vergi tahsilâtında azalmaya yol açacaktır. Bu sebeple KDV oranlarındaki düşüşün doğrudan vergi gelirlerini azaltmaması için öncelikle belge düzenine uymayanlara yönelik etkin denetim mekanizmaları kurulmalıdır. Bunun sağlanması için ise Türkoğlu (1997); herkesin beyannameli vergi mükellefi yapılmasını önermiştir. Alıcılar bu yolla; gelirlerinden, yapmış oldukları tüm giderleri düşerek vergiye tabi kazançlarını belirleyecekler ve bu şekilde tüm harcamalarını belgelendirmek zorunda kalacaktır. Yine aynı şekilde kazancının tamamı veya büyük bir kısmı belgeli olacak olan satıcılarda giderleri için ve mal alımları için belge alımına özen göstereceklerdir.

1.2.4. Tapu Harcı ve Emlak Vergisi Oranlarının Düşürülmesi

Tapu harcı oranlarının yüksekliği kayıtdışılığa sebep olmaktadır. Ekonomik birimler gayrimenkul alım ve satımlarında, tapuda bedeli olduğundan düşük gösterip daha az harç ödemektedirler. Ancak hazinenin buradaki kaybı sadece eksik ödenen harçla sınırlı kalmayıp, emlak, gelir, kurumlar ve katma değer vergilerinde de bir eksiklik söz konusu olacaktır. Alıcı ile satıcı arasında gerçekleşen bu çıkar birlikteliği önlenmelidir.

Ayrıca asgari beyan nedeniyle emlak vergisinde de önemli oranlarda kayıtdışılık söz konusudur. Bu alandaki kayıtdışılığı önlemenin yolu tapu harçlarının ve emlak vergisi oranlarının düşürülmesidir. Alım ve satım işlemlerinin gerçek ya da gerçeğe yakın değerler üzerinden gösterilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Böylece gelir, kurumlar ve katma değer vergilerinin tahsilatı da artacaktır. Alım satım işlemlerinin gerçeğe yakın bedeller üzerinden yapılması, müteahhitleri gerçek giderlerini belgelemek zorunda bırakacaktır. Bu şekilde inşaat sektöründe kayıtdışılık azalacaktır. İnşaat işçilikleri kayıt altına alınacak ve işçilerin sosyal güvenlik primleri yatırılarak kaçak işçilik sona erdirilecektir. Gayrimenkullerin vergiye esas değerleri gerçeğe yakın bir şekilde belirlendikten sonra her yıl için enflasyon oranında artırılarak yeniden belirlenmelidir. Çeşitli şekilde yüksek rant elde edilen gayrimenkullere rant vergisi konulara bunun önüne geçilmelidir.

1.2.5. Asgari Geçim İndirimi Müessesesinin Getirilmesi

Asgari geçim indirimi ile ekonomik birimlerin geçinebilmeleri için gerekli olan minimum gelir miktarının vergiye tabi olmaması belirtilmektedir. Yani, kişinin kendisi ve ailesinin yaşamını asgari düzeyde sürdürülmesi için gerekli olan gelirin vergilendirilmemesi ifade edilmektedir.

Tablo 1.3: Bazı Ülkelerde Asgari Geçim İndirimi Uygulaması (2005 Yılı)

ÜLKELER

ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ

Bekar Mükellef

Evli Mükellef

İNGİLTERE

4895 Sterlin

7105 Sterlin

ABD

5000 Dolar

10000 Dolar

ALMANYA

7664 Euro

15329 Euro

BELÇİKA

7010 Euro

11450 Euro

DANİMARKA

37600 Kron

--------

FİNLANDİYA

12000 Euro

--------

FRANSA

4334 Euro

--------

Kaynak:Şükrü Kızılot, Hangi Ülkede İnsanlar Bedava Yaşıyor, http://mukellefgazetesi.com.tr/cgi-bin/goster.pl?id=10360’dan derlenerek tarafımızca oluşturulmuştur.

Tablo 1.3’te de görüldüğü gibi bir çok ülke vatandaşlarının yaşantılarını sürdürebilmeleri için gerekli olan miktarı belirlemiş ve bu miktarı vergi dışı bırakmıştır. Türkiye’de ise asgari geçim indirimi miktarı 1986 yılından itibaren yoktur. Yani Türkiye’de vergi mükelleflerinin kendilerinin ve ailelerinin yaşamlarını asgari düzeyde sürdürebilmeleri için hiçbir hak tanınmamıştır. Böyle bir hakkın tanınmaması ise iyi niyetli mükellefleri vergi kaçırmaya zorlamaktadır. Ekonomik birimler öncelikle yaşantısını sürdürecek miktarı kazanmak ister ve bunun vergisini ödemek istemezler. Bu nedenle asgari geçim indirimi müessesesinin yeniden getirilmesi ve bunun tutarının da sendikalar ile yapılacak toplantılar ile belirlenmesi gerekmektedir.

1.2.6. Gider Yazılabilecek Harcamaların Kapsamının Genişletilmesi

Kayıtdışı faaliyetler ve bununla bağlantılı vergi kaybının önemli nedenlerinden bir diğeri de mükelleflerin yapmış oldukları bazı harcamaları gider olarak yazamamalarından kaynaklanmaktadır. Gelir ve kurumlar vergisinin indirilecek giderler ve indirilemeyecek giderler bölümlerine bakıldığı zaman yasal olarak indirilebilecek giderlerin kapsamının oldukça dar olduğu görülmektedir.

Amerika’nın vergi mevzuatı incelendiğinde; ayrı yaşanılan veya boşanılan eşe ödenen nafaka, takma dişler, saç nakli, plastik cerrahi, alkol ve bunlar gibi birçok faaliyet gider olarak yazılabilmektedir (Morgil ve diğerleri, 1995, s.276). Türkiye’de mükellefler işleri ile ilgili olarak yapmış oldukları bazı harcamaları gider olarak yazamamaktadır. Bu durumda mükellefler ya gelirlerini düşük göstermekte ya da sahte belge alma yoluna gitmektedirler. Mükellefleri böyle bir duruma itmek yerine gider olarak yazılacak harcamaların kapsamının genişletilmesi gerekmektedir.

1.3. VERGİ CEZALARI ETKİN BİR ŞEKİLDE UYGULANMALI

Vergi cezalarının etkin bir şekilde uygulanmaması kayıtdışılığa sebep olmaktadır. Vergi yasaları incelenildiğinde kayıtdışılığı önlemeye yönelik bir çok yasa vardır. Ancak yasalarda yer alan bu cezalar özellikle hapis cezaları yeterince uygulanamamaktadır. Vergi yasalarında kaçakçılık suçuna hapis cezası verilmesi öngörülmüştür. Ancak vergi kaçırma topluma karşı işlenmiş bir suç olarak görülmediğinden dolayı, Türkiye’de hapis cezası ile cezalandırılamamaktadır. Kaçakçılığın tanımı genişletilmeli ve kaçakçılık suçunun tüm faaliyetleri ile birlikte paraya çevrilemez nitelikte hapis cezası ile cezalandırılması gerekmektedir.

Oldukça sık çıkarılan vergi afları nedeniyle vergisini ödemeyen mükellefler vergilerini ödememeye devam edeceklerdir. 1975–1995 arası dönemde toplam 8 adet vergi affı çıkarılmış ve bu durumda mükellefleri vergi ödememek için direnmeye zorlamıştır.

1.4. ASGARİ ÜCRET ÜZERİNDEKİ VERGİ VB. PAYLAR DÜŞÜRÜLMELİ

İşgücü üzerindeki vergi, sigorta vb. yükümlülükler kayıtlı ekonomiden kayıtdışı ekonomiye geçişi hızlandırmaktadır. Kayıtdışı ekonomide faaliyette bulunanlar ödemeleri gereken vergi ve sigorta yükümlülükleri gibi ödemelerden kaçınarak kayıtlı sektörde faaliyette bulunanlara göre avantajlıdırlar (Kayıtdışı İstihdam ve Yabancı Kaçak İşçi İstihdamı, 2004, s.30). Türkiye’de ücretlilerin vergi yüklerinin ne kadar ağır olduğunu görmek için asgari ücret ile çalışan bir işçinin işverene maliyetine bakmak gerekmektedir.

4857 sayılı İş Kanununun 39. maddesi gereğince 01.01.2005 – 31.12.2005 tarihleri arasında geçerli olacak asgari ücretin (16 yaşından büyükler için) işçinin eline geçen net ücreti ve işverene maliyeti Tablo 1.4’te görülmektedir.

Tablo 1.4: Asgari Ücretin İşçi Açısından Hesaplanışı ve İşverene Maliyeti (01.01.2005 – 31.12.2005)

16 Yaşını Doldurmuş İşçiler İçin Net Asgari Ücretin Hesabının Yapılması (YTL/Ay)

16 Yaşını Doldurmuş İşçiler İçin Asgari Ücretin İşverene Maliyeti (YTL/Ay)

Asgari Ücret

488,70

Asgari Ücret

488,70

SSK Primi %14

68,42

İşsizlik Sigortası Fonu %1

4,89

SSK Primi %19,5 (İşveren Payı)

95,30

Gelir Vergisi %15

62,31

Damga Vergisi %0,6

2,93

İşveren İşsizlik Sigorta Fonu %2

9,77

Kesintiler Toplamı

138,55

Net Asgari Ücret

350,15

İşverene Toplam Maliyet

593,77

Kaynak: http://www.harb-is.org.tr/default.asp?id=13&mnu=13 08.02.2005

Yukarıdaki hesaplamalardan da anlaşılmaktadır ki asgari ücretle çalışan bir işçinin, işverene toplam maliyeti 593,77 YTL iken eline geçen net ücret ise 350,15 YTL’dir. Bu rakamlar arasındaki 243,62 YTL’lik fark işçi ve işverenin ödemekle yükümlü oldukları vergi ve diğer sosyal fonlardır. Buna göre asgari ücretin işverene toplam maliyetinin %41’lik kısmı devlete ödenmektedir. Görülmektedir ki asgari ücretin işverene maliyeti oldukça yüksek boyutlardadır.

Bunlara istinaden, 4325 sayılı kanun ile olağanüstü hal bölgelerinde ve kalkınmada öncelikli yörelerde SSK primleri işveren hissesi hazinece karşılanmış ve 4369 sayılı kanunla ile de gelir vergisine uygulanacak olan matrah oranı %15’e düşürülmüştür. Ancak, sigorta primine esas kazanç alt sınır ile asgari ücret eşitlenmeli, alt sınır ile asgari ücret arasında kalan fark prim tutarının işveren üzerinde bir yük oluşturması engellenmelidir.

1.5. KAYITDIŞI İSTİHDAMLA MÜCADELE EDİLMELİ

İşverenleri kayıtdışı işçi çalıştırmaya iten en önemli faktör özellikle yüksek vergi ve prim oranlarıdır. Kayıtdışı istihdamla mücadele açısından yukarıda belirtildiği üzere sigorta prim oranlarında kademeli bir şekilde yeni ayarlamalara gidilmesi gerekmektedir. Bütün yapılacak olan ayarlamalar sadece sendikalı işçi çalıştıran işyerlerinde uygulanmalıdır. Çünkü, sendikalaşma ile ekonomide dengeler daha rasyonel ve analize dayalı olarak kurulabilirken, devlet bir anlamda çalışan işçi sayısına göre, vergi gelirlerini tam ve doğru olarak alabilecek, bu bağlamda sosyal güvenlik açısından da muhtemel sorunların önü alınmış olacaktır.

Böylece, sigorta ve sendika üyelik güvenceleriyle birlikte getirilecek mali güvenceler zorlayıcı ve caydırıcı hukuki yaptırımlar ile birlikte, bir yandan kaçak işçi çalıştıran işyeri işverenlerini kendiliğinden çalıştırdıkları işçileri sigortalı yapmaya itecek; öte yandan prim ve vergi oranlarında yeniden yapılacak indirimler sayesinde kaçak işçi çalıştıran işyerlerinin ani şoka girmeleri önlenmiş olacaktır.

Türkiye’de yasal olmayan yollarla çalışan işçilerin varlığı bilinmektedir. Çalışma hayatında kayıtdışı çalışanları kadın işçiler ve çocuk işçiler olarak ikiye ayırmak mümkündür. Türkiye’de kayıtdışı istihdamın bu unsurlarının durumu ele alınacak ve çözüm önerileri verilecektir.

1.5.1. Kadın İşçiliği Kayıt Altına Alınmalı

Kadınlar genel olarak evde çalışarak ekonomik olarak bir yerlere gelmeye çalışmaktadır (Hill, 2001, s.443). Bu tür çalışma Türkiye’de gecekondularda yaşayan, fakir ve göç etmiş aileler arasında yaygındır. Kadınlar arasındaki çiftçilik faaliyetleri, terzilik, temizlikçilik gibi faaliyetler enformel ekonomik faaliyetler içine girer.

Tablo 1.5: İktisaden Faal Olan ve Faal Olmayan Nüfus Oranı (%), 1955–2000

 

Sayım Yılı

İktisaden Faal Olan

İktisaden Faal Olmayan

Toplam

Kadın

Erkek

Toplam

Kadın

Erkek

1955

83,7

72,0

95,3

16,3

28,0

4,7

1960

79,6

65,3

93,6

20,4

34,7

6,4

1965

74,3

56,6

91,8

25,7

43,4

8,2

1970

64,9

50,2

79,5

35,1

49,8

20,5

1975

64,5

47,3

80,9

35,5

52,7

19,1

1980

63,2

45,9

80,2

36,8

54,1

19,8

1985

61,2

43,7

78,5

38,8

56,3

21,5

1990

60,7

42,8

78,3

39,3

57,2

21,7

2000

55,2

39,6

70,6

44,8

60,4

29,4

Kaynak: www.die.gov.tr/tkba/t144.xls (27.12.2004).

Kadın işgücünün ekonomi üzerindeki yeri resmi istatistiklere göre yıldan yıla gerileyen bir durumdadır. 2000 yılında iktisaden faal olan nüfus %55.2 olmuş ve bu oranın içinde erkek işgücü oranı %70.6, kadın işgücü oranı ise %39.6’dır. İktisaden faal olmayan nüfus %44.8, erkek işgücü oranı %29.4 iken kadın işgücünün oranı %60.4 olmuştur.

Dikkat edilirse 1955’te iktisaden faal nüfusun oranı %72 iken bu oran 2000 yılına kadar yaklaşık %30’luk bir azalma göstermiştir. Buradaki kadın nüfusundaki azalmanın sebebi olarak tarımdaki makineleşme, tarımsal faaliyetlerden çekilme ve iç göç gibi etkenler sıralanabilir (Çalışma Yaşamında Kadın, 2004, s.3). Bu görüşe göre kırda tarım sektöründe çoğunlukla ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadınlar, büyük şehirlere geldiklerinde işgücü piyasalarının dışında kalarak ev kadını olmaktadır (İlkkaracan, 1982, s.286).

Tablo 1.6: Cinsiyete Göre Kayıtlı- Enformel Sektör İstihdamı, 2003

Cinsiyet

Kayıtlı Sektörde İstihdam (bin kişi)

Enformel Sektörde İstihdam (bin kişi)

Enformel Sektörün Payı (%)

Erkek

6445

1750

21,4

Kadın

1844

289

13,2

Toplam

8289

2039

19,6

Kaynak: Türkiye’de İşgücü Piyasasının Kurumsal Yapısı ve İşsizlik, TÜSİAD Yayınları, İstanbul, Aralık 2004, s.53.

Tablo 1.6’da cinsiyete göre kayıtlı ve enformel sektörde ücretli çalışanlar incelendiğinde erkeklerin %21,4’ü kadınların %13,2’si enformel sektörde çalışmaktadır. Toplam istihdam göz önüne alındığında enformel sektörün payının %19,7 olduğu görülmektedir.

Yukarıda da görüldüğü gibi kadınlar daha çok kayıtdışı sektörde yer almaktadır. Kadınların sosyal güvenlik haklarına sahip ve koruma altına alınmasına yönelik yasalar çıkarılmalıdır. İşverenlerin kadın çalışanları tercih etmeleri durumunda belirli oranda vergi indirimi sağlanmalıdır.

1.5.2. Çocuk İşçiliği Kayıt Altına Alınmalı

Türkiye’de çocukların çalışması geleneksel bir olgudur. Özellikle organize olmamış sektörlerde ve enformel sektörde çocuk işçi çalıştırılması yaygındır (Kalça ve Toksoy, 1995, s.141). Kırsal kesimde ise; çocuğun evde ve tarlada yardımcı olması çok yaygın bir durumdur. Ekonomik ihtiyaçların ve ailenin yönlendirmesinin çocukların çalışmasında önemli rol oynadığı görülmektedir. Enformel sektör kapsamında görülen küçük işletmelerin ucuz işgücü ihtiyacı da meslek öğrenmek isteyen çocukların işgücüyle karşılanmaktadır (İşgücü Piyasası Özel İhtisas Komisyonu Raporu, 2001, s.30). Tablo 1.7’de Türkiye’de çalışan çocukların profili görülmektedir:

Tablo 1.7: Cinsiyete Göre Çalışan Çocuklar, 1999 (Bin Kişi)

Cinsiyet

Toplam Çocuk Sayısı

Çalışanlar

Çalışmayan Kesim

Ekonomik İşlerde Çalışanlar

Ev İşlerinde Çalışanlar

Toplam

Erkek

8202

1010

1290

2300

3765

Kadın

7885

625

3495

4120

5903

Toplam

16087

1635

4785

6420

9668

Kaynak: DİE Çocuk İşgücü Anketi 1999, DİE Yayınları, Ankara, 1999, s.45.

Ekim 1999 Çocuk İşgücü Anketi sonuçlarına göre, Türkiye’de 6–17 yaş grubunda bulunan 16 milyon 88 bin çocuğun %10.2’si (1 milyon 635 bin kişi) ekonomik bir faaliyette bulunmaktadır. %29.7’si (4 milyon 785 bin kişi) ise evde çalışmaktadır. %60.1’i (9 milyon 685 bin kişi) ise çalışmamaktadır. Türkiye genelinde ekonomik işlerde çalışan çocukların %61.7’sini erkek, %38.3’ünü kız çocuklar oluştururken, ev işlerinde çalışan çocukların %26.9’unu erkek, %73.1’ini kız çocuklar oluşturmaktadır.

DİE’nin yapmış olduğu araştırmalarda en yüksek kayıtdışı çalışma oranı 15-19 yaş grubundadır. Kayıtlılık oranının en yüksek olduğu yaş grubu ise 25-34 yaş grubudur. Bu yaş grubunda çalışan kişilerin %57,9’u kayıtlı olarak çalışmaktadır. Bu durum; çalışma hayatına yeni başlayan kişilerin sosyal güvenceleri olmaksızın çalıştıkları, ancak yaşları ilerledikçe sosyal güvenceye sahip olmanın daha önemli hale geldiği şeklinde değerlendirilebilir (Taştı ve Sezer, 2003, s.172).

Tablo 1.8: Çalışma Nedenine Göre Ekonomik İşlerde Çalışan Çocukların       Dağılımı (%)

Cinsiyet

Hane halkı gelirine katkıda bulunmak için

Hane halkı borçlarının ödenmesine yardımcı olmak için

Hane halkının ekonomik faaliyetine yardımcı olmak için

Kendi ihtiyaçlarını karşılamak için

İş öğrenmek, meslek sahibi olmak için

Ailesi istediği için

Diğer

Erkek

39.2

5.4

16.3

7.3

14.3

13.4

4.1

Kadın

37.0

4.5

25.9

4.5

3.7

20.2

4.3

Toplam

38.4

5.1

19.8

6.3

10.4

15.9

4.2

Kaynak: DİE Çocuk İşgücü Anketi 1999, DİE Yayınları, Ankara, 1999, s.64.

Ekonomik işlerde çalışan çocukların çalışma nedenlerinin sıklığı Tablo 1.8.’de verilmektedir. Türkiye genelinde ekonomik işlerde çalışan çocukların çalışma nedenleri arasında ilk sırayı %38.4 ile hane halkı gelirine katkıda bulunmak, ikinci sırayı %19.8 ile hane halkının ekonomik faaliyetine yardımcı olmak, üçüncü sırayı %15.9 ile ailesinin isteği ile çalışmak zorunda olanlar almaktadır. Bu sıralamayı %10.4 ile bir iş öğrenmek amacı ile çalışanlar yer alır.

Çocukların çalışma koşulları iyileştirilmeli ve böyle bir iyileştirmede bulunmayan işyerlerine ağır yaptırımlar getirilmelidir. Ayrıca çocukların çalışma saatlerinde düzenlemelere gidilmesi gerekmektedir.

1.6. NAKİT PARA KULLANIMI AZALTILMALI

Türkiye’de yapılan harcamaların birçoğu nakit para ile yapılmaktadır. Bu konuda Altuğ (1999) ve Kızılot ile Çomaklı (2004) harcamaların nakit para yerine kredi kartı veya banka kartı gibi para yerine geçen araçlarla yapılmasını önermiştir. Türkiye’de 2003 yılı için yapılan harcamaların %19’luk bir kısmı kredi kartı ile gerçekleşirken %81 gibi büyük bir oranda nakit kullanımı gerçekleşmektedir. Ayrıca, %19 olan kredi kartı harcamalarının %15.77’lik kısmı internet üzerinden yapılan harcamalara kullanılmıştır. Yani, ekonomide harcamaların sadece %3.23’ü kredi kartı ile olmaktadır (Kızılot ve Çomaklı, 2004, s.27).

Türkiye’de kayıtdışı ekonominin kayıt altına alınabilmesi için nakit ödeme yerine işlemlerin banka kartı veya kredi kartı kullanılarak banka hesaplarına geçirilmesi gerekmektedir.

1.7. ZİRAİ KAZANÇLARIN VERGİLEMESİ YENİDEN DÜZENLENMELİ

Türkiye ekonominin yapısına bakıldığı zaman tarım sektörü her zaman önemli bir paya sahiptir. Ancak tarım sektörünün vergi gelirleri bakımından bu kadar önemli bir yere sahip olmadığı Tablo 1.9’da görülmektedir.

Tablo 1.9: Zirai Kazançların Vergi Gelirlerine Olan Etkisi

YILLAR

Tarım Sektörünün GSMH İçindeki Payı (%)

Toplam Vergi Gelirleri İçindeki Zirai Kazanç Payı (%)

1997

14.5

0.70

1998

17.5

0.40

1999

15.5

0.05

2000

14.1

0.04

2001

12.1

0.06

2002

11.9

0.04

Ortalama

14.2

0.21

Kaynak: Şükrü Kızılot ve Ş.Ertan Çomaklı, Vergi Kayıp ve Kaçakları ve Kayıtdışı Ekonomi İlişkisi ve Boyutlarının Mevzuat Açısından İncelenmesi, XIX. Türkiye Maliye Sempozyumu, Basılmamış Tebliğ, 2004

Zirai kazançlarda ki vergi kayıp ve kaçaklarının azaltılmasına yönelik olarak şu önlemler alınabilir (Kızılot ve Çomaklı, 2004, s.28).

  • Üreticiden alım yapanlar veya borsada işlem görmeden zirai ürün alımında bulunanlar belirlenmelidir.
  • Zirai ürün alım satımı yapan kapasitesi yüksek ilk 1000 mükellef belirlenmelidir.
  • Aylar itibariyle alım satım cirolarının belirlenmesi gerekmektedir.
  • Belirlenen kapasitenin altında alım satım yapanlar ve kapasitesinde sapma görülenler denetlenmelidir. Denetleme işlemleri için yerel birimlerde kontrolörlükler oluşturulmalıdır.

1.8. ALINMASI GEREKLİ DİĞER ÖNLEMLER

  • Kayıtdışı ekonomi rekabet eşitsizliği yaratmakta ve kayıtdışı ekonominin kendisi kayıtlı ekonomiye rakip olmaktadır. Kayıtdışı çalışan ekonomik birimler yasal yükümlülüklerinden kaçarak kayıtlı çalışan ekonomik birimleri kayıtdışılığa iter. Bu sebeple kayıtdışılğı önlemek amacı ile kayıtdışı çalışanlar ile kayıtlı çalışanlar rekabet şartları altında olmamalıdır.
  • Türkiye’de küçük ve orta ölçekli işletmeler sayıca fazla bir durumdadırlar. Bu tür işletmelerde, işletme sahipleri her türlü mal ve nakit giriş çıkışını izlemektedir. Bu şekilde istedikleri şekilde belgelemeden kaçabilmektedirler. Küçük ve orta ölçekli şirketlere uygulanan yüksek vergi oranları gibi uygulamalar daha hafifletilmelidir.
  • Özellikle sağlık, eğlence ve eğitim sektörleri sıkı denetim altına alınmalı ve bu sektörlerde elde edilen kazançlar her sektör için ayrı ayrı incelenmelidir.
  • Akaryakıt istasyonlarında belge düzeni sağlanmalıdır. 1 Ağustos 2004’te başlayan yazarkasa uygulaması hızlandırılmalı ve tüm Türkiye’yi kapsayacak duruma getirilmelidir.