KAYITDIŞI SEKTÖRÜN REKABET POLİTİKASINA ETKİLERİ
Burak BÜYÜKKUŞOĞLUMurat ÇETİNKAYA
KAYNAK : Rekabet dergisi
1. GİRİŞ
Ekonomik faaliyetlerin önemli ve artan bir bölümünün resmi ekonomi dışında gerçekleştiğine dair yaygın bir kanaat vardır. Bu kanaat yalnızca gelişmekte olan ve geçiş sürecinde bulunan ekonomiler için değil, aynı zamanda yüksek gelirli ekonomiler için de geçerlidir. Bu tür resmiyet dışı faaliyetler dünyada tüm ülkeler tarafından kabul edilmiş bir standart olan milli gelir muhasebe sistemine kaydedilmeyen aktivitelerdir (Frey ve Schneider, 2000:1).
Ekonomik hayatı bozan neden yalnızca gayri resmi ekonominin varlığı değildir. Esasen kayıtdışı ekonomi bir takım mali, siyasal, sosyal ve ekonomik aksaklıklar nedeniyle ortaya çıkan bir sonuçtur. Bu “sonuç” da aynı zamanda başkaca problemlere neden olmakta ve ekonomik hayatta öncelikle gelişmekte olan ülkeler için düzeltilmesi zorunlu olan bir kısırdöngünün ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
Gayri resmi ekonomi ile ilgili sorular ve sorunlar son zamanlarda akademisyenlerin, politika yapıcıların ve sivil toplum temsilcilerinin dikkatini çekmiştir. Konu ile ilgili sorunların çözümlenmesine yönelik yanıtlar ve öneriler belirli spesifik bilim alanlarının yanı sıra içinde farklı bakış açılarını da barındıran disiplinler arası çalışmalardan da gelmektedir. Bu çalışmaların ortak noktası ise gayri resmi ekonominin herkesin gündelik hayatının bir parçası olduğu gerçeğidir (Belev, 2003:3).
Gayri resmi ekonomi bütün dünyada var olan ve her geçen gün artan bir gerçektir. Bu faaliyetleri gerçekleştirenler kendilerinin tespit edilmesini istemedikleri için, söz konusu faaliyetler hakkında bilgi toplamak oldukça zordur. Ancak, şu da bir gerçektir ki, bir ülkedeki kaynakların ne kadarlık bir kısmının gayri resmi ekonomide yer aldığına yönelik doğru istatistiki bilgilere ulaşılması, ekonomi politikalarının etkin bir şekilde uygulanabilmesi için gerekli ve önemlidir. Bu nedenle, kimlerin gayri resmi ekonomi içinde bulunduğunun ve bu faaliyetlerin ne sıklıkta ve ne büyüklükte gerçekleştiğinin bilinmesi oldukça hassasiyet arz etmektedir (Schneider ve Enste, 2000: 77).
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kayıtdışı ekonomi oldukça önemli bir husus olarak ortaya çıkmaktadır. Farklı oranlar olmakla birlikte, Işık ve Acar (2003: 127) ülkemizdeki kayıtdışı ekonominin boyutları ile ilgili yapılan çalışmalarda GSMH’nın %1.91’i ile %137.8’i arasında değişen tahmin sonuçlarına ulaşıldığını belirtmektedirler.
Bu bilgilerden hareketle üzerinde durulması gereken husus rekabetin ekonomik yapı üzerindeki önemidir. Stiglitz’in (2001) de son derece haklı ve yerinde bir şekilde ifade ettiği gibi, sıkı bir rekabet politikası yalnızca gelişmiş ülkelerin uygulayacağı bir lüks olmaktan ziyade, demokratik bir piyasa ekonomisi kurmak için çabalayan ülkelerin de uygulaması gereken bir politikadır.
Bu çerçevede, rekabet politikasının etkin ve sıkı bir şekilde uygulanmasını engelleyecek her türlü piyasa aksaklığının ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu bağlamda, gayri resmi ekonomi de ülkelerin mücadele etmesi gereken bu çeşit sorunlar arasında sayılabilir.
2. KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Gayri resmilik, resmen kayıtlı olmayan firmaların çıktıları ve işgücü ile birlikte, kayıtlı firmaların faaliyetlerinin ve işgücünün bildirilmediği durumları kapsayan ortak bir terimdir (Palmade, 2005: 1).
Bahse konu olgu, literatürde çok farklı isimler kullanılarak tartışılmakta ve bilinmektedir. Bu isimlerden bazıları şunlardır: gayri resmi (informal, unofficial), kural dışı (irregular), paralel ikinci yeraltı (parallel second underground), yeraltı (subterranean), gizli (hidden), resmi hesaplarda görülmeyen (invisible), kaydedilmemiş (unrecorded), gölge (shadow) ve ayışığı (moonlighting) ekonomi (Frey ve Schneider, 2000: 2).
Söz konusu olgu için tüm amaçlara hizmet edecek tek bir tanım bulunmamaktadır. Kullanılacak kavram veya kullanılan kavramın kapsamı yapılacak olan çalışmanın amacı ve izlenecek yaklaşıma bağlıdır (Gümüş, 2000: 2; Frey ve Schneider, 2000: 2).
Kullanılan sıfat ne olursa olsun bütün kayıtdışı ekonomik faaliyetlerde ortak olan husus bu faaliyetlerle ilgili olarak devletin bilgilendirilmemiş olmasıdır (Gümüş, 2000: 3).
Işık ve Acar (2003)’a göre söz konusu olguyu ifade eden tanımların önemli ortak noktaları; faaliyetlere ilişkin belge bulunmaması, bir takım konularda gerekli otoritelerin bilgilendirilmemesi, söz konusu ekonomik faaliyetin büyüklüğünün olağan hesaplama yöntemleri ile tespit edilememesi şeklinde sıralanabilir.
Konuya kurumsal iktisat perspektifinden yaklaşan Feige’e göre (1990: 5-10) resmi ve gayri resmi faaliyetleri birbirinden ayıran kritik ölçüt oyunun belirlenmiş geçerli kurumsal kurallarına bağlıdır. Şöyle ki; farklı tiplerdeki yeraltı faaliyetleri ihlal etmiş oldukları belirli kurumsal kurallara göre birbirlerinden ayrılırlar. Bu çerçevede Feige (1990) yeraltı ekonomisi ile ilgili olarak 4 ayrı kategori belirlemektedir. Bunlar; yasadışı ekonomi (illegal economy - suç ekonomisi), bildirilmeyen ekonomi (unreported economy), kaydedilmeyen ekonomi (unrecorded economy) ve gayri resmi ekonomidir (informal economy).
Belev (2003: 4) de benzer şekilde, literatürde ve kamuoyunda aşağı yukarı aynı olguyu belirtmek için farklı ifadelerin kullanıldığını, ancak “gayri resmi” kavramının en genel ve farklı terimlerle ifade edilen içeriği kapsadığını belirtmektedir. Aynı nedenle bu çalışmada da gayri resmi ekonomi kavramı kayıt dışı ekonomi kavramı ile birlikte tercih edilecektir.
Bu çerçevede ekonomik faaliyetler bir ucunda tamamen resmi ve her şeye uygun olanlardan başlayıp, diğer ucunda da tamamen gayri resmi ve kanun dışı olan faaliyetlere kadar uzanmaktadır. Bu pozitif ve negatif iki uç arasında bir dizi gayri resmi faaliyet bulunmaktadır. Çalışmanın amacı açısından kanun dışı faaliyetler, yani suç ekonomisi, bu çalışma içerisinde değerlendirilmeyecektir.
Çalışmada, gayri resmi ekonomi kavramı ile herhangi bir şekilde ulusal istatistiklerde yer almayan, ancak piyasalarda resmi olarak faaliyet gösteren teşebbüslerin rekabetçi davranışlarını etkileyen tüm yasal ekonomik aktiviteler kastedilmektedir.
3. GAYRİ RESMİ EKONOMİYİ ORTAYA ÇIKARAN NEDENLER
Gayri resmi ekonomide faaliyet gösteren teşebbüsler, gayri resmi faaliyetten elde ettikleri faydaların resmi olarak faaliyet göstermenin maliyetlerini dengelediğini düşünmektedirler. Bütün gayri resmi faaliyetlerin ortak özelliği budur (Djankov et al., 2003: 63).
Schneider (2002: 25-32) gayri resmi ekonomideki artışın belirleyici unsurları olarak vergi ve sosyal güvenlik yüklerinin artışı, düzenlemelerin yoğunluğu ve kamu hizmetlerinin miktar ve kalitesinin azalmasını göstermektedir.
Gayri resmi ekonominin büyümesine yol açan birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörlerden en önemlileri ve en çok bahsedilenleri şöyle sıralanabilir: Vergi ve diğer sosyal güvenlik katkı paylarındaki artış, resmi ekonomideki özellikle emek piyasalarındaki artan düzenleyici işlemler, haftalık çalışma saatlerindeki zorunlu düşüşler, erken emeklilik, işsizlik ve vergi ahlakının yanı sıra kamu kurumlarına karşı kentsel avantajların ve bağlılıkların azalması. Bunların yanı sıra, ekonomik faktörler gayri resmi ekonomideki artışların nedenlerini kısmen belirleyebildiği için konunun ayrıca psikolojik ve ahlaki boyutunu ele alan disiplinler arası bir yaklaşımla da analiz edilmesi gerekmektedir (Schneider ve Enste, 2000: 82).
Benzer şekilde aralarında önemli katkıları olan De Soto ile birlikte birçok yazar, gayri resmi ekonominin artış nedenleri arasında, özellikle fakir ülkelerde ağır vergi yükünü, rüşvet ve bürokratik güçlükleri belirtmektedirler (Azuma ve Grossman’dan naklen, 2002: 1).
Gayri resmi ekonomiyi ortaya çıkaran veya bu sektörün varlığını tetikleyen hususları kısa başlıklar altında şu şekilde belirtebiliriz:
a. Ülkelerin Sahip Olduğu Ekonomik Sistem
Ülkelerin sahip olduğu ekonomik sistem ve buna bağlı yapısal özellikler kayıtdışılığa zemin oluşturabilmektedir. Bu kapsamda özellikle istihdam açısından tarım ve hizmetler sektörüne dayalı küçük işletmelerin yaygın olduğu yapı kayıtdışılığa ortam hazırlayan önemli bir faktördür. Bunun gerekçesi ise bu sektörlerin izlenme ve denetlenmesinin zor olmasıdır (DPT, 2001:2,3). Diğer yandan üretim ve tüketimin aile içinde yapıldığı, pazar ekonomisine geçmemiş, para kullanımının sınırlı olduğu tarım ekonomilerinde ekonomik işlemlerin kaydının tutulması gereklilik arz etmeyebilmektedir (Toptaş, 1998:19). Ancak sanayileşmenin artmasıyla birlikte kayıt altına alınma hususu ağırlık kazanmaktadır. Teknolojik yeniliklerle birlikte işin basit parçalara ayrılabildiği ölçüde ücretli emek kullanımı artmakta ve ekonomik birimlerin ölçekleri büyümekte ve böylece tüm girdi ve çıktıların kaydedilmesi zorunluluğu hasıl olmaktadır (DPT, 2001:3). Bu noktada halka açılma ve anılan kapsamda menkul kıymet borsalarına kote olunması suretiyle borsalarda işlem görülmesi teşebbüslerin faaliyetlerinin kayıt altına alınması için önemli bir husustur.
b. Ekonomik Tercihler ve Uygulanan Politikalar
Sermaye birikiminin sağlanması ve özel girişimciliğin oluşması sürecinde alınan bir takım önlemlerin zamanla kayıtdışı ekonominin oluşmasında ve gelişmesinde etkili olduğu bir gerçektir. Sermaye birikimini sağlamak amacıyla kayıtdışılığa göz yumulması bu sonucu doğuran nedenler arasında gösterilebilmektedir. Bu bağlamda sermaye birikiminin sağlanması, finans piyasalarının geliştirilmesi, döviz girdisinin sağlanması, özel girişimcilerin güçlendirilmesi amacıyla yapılan bazı düzenlemelerin kayıtdışı ekonomiyi kayda alma amacıyla çelişebildiği söylenebilmektedir (Toptaş, 1998: 19).
c. Kamu Kesiminden Kaynaklanan Nedenler
Kamu kesiminden kaynaklanan nedenlerin başında vergi sistemi ve vergi sisteminin yapısı gelmektedir. İyi bir vergi sisteminin kurulması ve bunun denetiminin etkin bir şekilde yapılmasının sıkıntıları en aza indirgeme konusunda yardımcı olacağı belirtilmelidir.
d. Devlet tarafından Yapılan Düzenlemelerin Yoğunluğu
Kayıtlı ekonomide faaliyet gösteren bireylerin özgürlüklerini kısıtlayan (yasa, lisans alma gibi) düzenlemelerin yoğunluğu bir başka önemli unsurdur. Schneider (2002: 28) tarafından Johnson, Kaufmann ve Shleifer’e atıfta bulunularak, genel nitelikli ekonomik düzenlemelerin daha fazla bulunduğu ülkelerde kayıtdışı sektörün GSYİH verilerinde daha çok yer edinme eğiliminde olduğunun ampirik olarak ortaya konulduğu belirtilmektedir. Bu kapsamda yine aynı çalışmada, regülasyon indeksinde 1 puanlık bir artışın kişi başına GSMH verileri dikkate alındığında, kayıtdışı sektörde %8.1 oranında bir artışa sebep olduğu vurgulanmaktadır. Schneider (2002) tarafından 76 adet gelişmekte, gelişmiş ve geçiş ekonomisi kapsamında olan ülkeler bağlamında yapılan araştırmada regülasyon indeksinde 1 puanlık bir artışın kayıtdışı sektörde %10’luk bir artışa sebep olduğu ileri sürülmektedir. Bu çerçevede yapılması gereken yeni yasa ve düzenlemeler koymaktan çok mevcut yasa ve düzenlemelerin uygulanmasının geliştirilmesidir.
e. Kamu Sektörü Hizmetleri
Bir ülkede kayıtdışı sektör büyüdükçe kamu gelirlerinin azalması sebebiyle kamu tarafından sunulan hizmetlerin niceliği ve niteliğinde bir azalma meydana gelecektir. Bu ise sonucunda kayıtlı ekonomide yer alan işletme ve bireylerin vergi oranlarını artırabilecek, bu da söz konusu ekonomik aktörlerin kayıtdışına yönelmeleri için güçlü bir teşvik unsuru yaratabilecektir. Bu noktada görece düşük vergi oranı ve yükümlülükle yasaların iyi uygulandığı ülkelerde, daha düşük oranda kayıtdışı ekonomi görüldüğü ifade edilmelidir (Schneider, 2002: 32). Ancak, yasaların daha iyi işlediği ülkelerde daha az oranda kayıtdışı ekonomi olacağı hususuna bir daha vurgu yapmak önemlidir.
f. Değişen Üretim Yapısı
g. Vergi Muafiyeti ve İstisnaları
h. İktisadi Kriz ve Durgunluk Dönemleri
İktisadi kriz ve durgunluk dönemlerinde işsiz kitleler kayıtlı ekonomide bulamadıkları istihdam imkanlarını kayıtdışı faaliyetlerde arayabilmektedir. Müteşebbisler ise kriz ve durgunluğun etkilerini minimuma indirmek ve özellikle istihdam ve üretim açısından esnek davranabilmek gayesiyle kayıtdışı faaliyetlere yönelmektedirler (Işık ve Acar, 2003). Ayrıca müteşebbislerin kriz dönemlerinde artan maliyet baskısını bu şekilde hafifletmeye çalıştıklarını söylemek mümkündür.
i. Vergi Oranlarının Yüksekliği
j. Vergi Mevzuatı
k. Elektronik Ticaret ve Uluslararası İşlemler
l. Ülke İçi ve Dışı Rekabetin Yoğun Olması
Dura (1997: 6) da kayıt dışı ekonomiyi ortaya çıkaran sebepleri ele alırken kamu kaynaklı, piyasa kaynaklı ve sosyolojik kaynaklı olmak üzere üçlü bir ayrım altında değerlendirme yapmaktadır. Dura’nın söz ettiği üçlü ayrım altındaki sebepler genel itibarıyla burada bahsedilen nedenlerle benzerlik göstermektedir.
4. GAYRİ RESMİ EKONOMİNİN YARAR VE ZARARLARI
a. Yararları
Gümüş’e (2000) göre bazı bakımlardan gayri resmi ekonomiyi savunmak olanaklıdır. Örneğin;
i. Aksi takdirde işsiz kalacak olan pek çok kişi kayıt dışı ekonomi sayesinde (verimsiz çalışma ve düşük ücret pahasına da olsa) istihdam edilmiş olmaktadır. Bu işlev bir tür toplumsal sigorta gibi düşünülebilir. Bir başka deyişle kayıt dışı ekonomi yarattığı istihdam olanaklarıyla “mutlak” yoksulluğun azalmasında etkili olabilir.
ii. Yapılmamasında devlet bürokrasisinin önemli rol oynadığı işler gerçekleştirilmiş olmaktadır.
iii. Kamu personeline ikinci bir işle iştigal etmeleri sebebiyle ek gelir olanağı sağlanmış olmaktadır.
iv. Vergi ve sosyal güvenlik primi gibi ödemelerin yapılmaması nedeniyle önemli bir maliyet avantajı oluştuğundan, bu durumun iç ve dış piyasalarda rekabet avantajı sağlayacağından söz edilebilir.
Altuğ (1994) ise gayri resmi ekonominin yararlı yönlerini ele alırken, üretim maliyetlerinin ve satış fiyatlarının düşük gerçekleşmesi, bu durumun da kayıtdışı ekonomiye iç ve dış pazarlarda rekabet gücü kazandırması; daha fazla iş olanağının sağlanması; devlet tarafından etkin bir şekilde kullanılmayan vergi gelirlerinin özel kesim tarafından devletten kaçırılarak kaynakların daha etkin kullanılması hususlarına atıf yapmaktadır. Yine, Altuğ aynı çalışmasında, devletin bastığı para ve aldığı borçların kayıtlı ekonomiden kayıtdışı ekonomiye transfer edildiğinde, çoğaltan etkisi yaratarak tasarrufların yatırıma dönüşme hızını, oranını ve büyüme hızını artırdığını, kayıtdışı ekonomide yaratılan gelirlerin kayıtlı sektöre aktarılarak kayıtlı ekonomiye kaynak sağladığını da belirtmektedir.
Diğer taraftan Toptaş (1998: 77-78) gayri resmi ekonominin yararlarını şu şekilde belirtmektedir:
- Ekonomiye rekabet gücü kazandırması, ekonomide canlılık yaratarak istihdamı artırması, ekonomiye dinamizm kazandırarak sermaye birikimi ve büyümeyi hızlandırması, ekonomide supap işlevi görerek sosyal patlamaları engelleyici istikrar unsuru taşıması,
- Üretim maliyeti düşük olması nedeniyle satış fiyatının düşük gerçekleşmesi ve ürünlerin yurtiçi ve yurtdışında rekabet gücü kazanması,
- Üretimin artış göstermesi nedeniyle ekonominin arz kapasitesini olumlu etkilerken, üretimin ucuz olmasının da genel talebi olumlu etkilemesi,
- Kayıt dışı üretim resmi ekonomiye paralel olarak faaliyet gösterdiğinden resmi sektörde oluşacak olumsuz konjonktürel dalgalanmaların etkilerinin de kayıtdışı sektör yardımıyla minimuma indirgenmesi,
- Kayıt dışı ekonomide kullanılan fonların yaratacağı çoğaltan etkisinin, kamusal düzenlemelerin olmaması nedeniyle kayıtlı ekonomiden daha fazla olması ve bunun da tasarrufların yatırıma kayma hızını ve oranını artırması sonucunda ekonominin canlılık kazanarak büyüme hızının yükselmesi,
- İstihdam yaratıcı unsurlar taşıdığından kayıt dışı ekonominin yoksulluğu hafifletmesi ve gelir dağılımına olumlu katkıda bulunması, bunun sonucunda da sosyal patlamaların engellenmesi.
Bunlara ilave olarak gayri resmi sektörün kayıtlı sektörü disipline edici bir yönü olabileceği ve fiyatların fazla artmasını önleyebildiği belirtilmektedir.
b. Zararları
Büyük ve hızla genişleyen bir gayri resmi ekonomi işsizlik oranları, tasarruf oranları, üretim ve fiyat seviyesi gibi ekonomik parametrelerin tahminlerinde sistematik sapmalara yol açabilir. Bireylere, firmalara ve politika yapıcılara yayılan sistematik sapmalı bilgi yalnızca ekonomik faaliyetin algılanışını çarpıtmayacak aynı zamanda gerçekleşecek davranışlarını da etkileyecektir. Ekonomik ajanların, kendi kararlarını kamunun kullanıma açılmış bilgilere dayandırmaları durumunda, yanlış bilgiler ekonomik ajanların kusurlu davranışlar sergilemelerine neden olabilir. Benzer şekilde, makroekonomik politikaların bu tip sapmış bilgilere dayanması durumunda, iyi niyetli politikalar beklenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bu tip bilgileri kullanan ampirik çalışmaların sonuçları da bilgilerdeki sapmalardan etkilenecektir (Feige, 1990: 8-9).
Gayri resmi ekonominin varlığı ve giderek genişlemesi 3 önemli sorunun ortaya çıkmasına yol açmaktadır (Frey ve Schneider, 2000: 1):
i. Resmi istatistiklerin kullanılması durumunda bireylerin, hane halkının ve ülkelerin ekonomik ve sosyal durumları sapmalı bir şekilde değerlendirilmiş olur. Sonuç olarak makro ekonomik ve sosyal politikalar gereğinden fazla genişletici olabilir.
ii. Gayri resmi faaliyetler vergilendirilemediği için vergi gelirlerinde bir kayıp ortaya çıkar.
iii. Son olarak da, gayri resmi ekonominin varlığı, devlet ile bireyler arasında sağlıksız bir durumun ortaya çıkmasına yol açar. Vergi mükelleflerine sağlanan kamu hizmetleri ile bu mükelleflerin yapmış oldukları katkının orantısız olması mükellefleri tatmin etmeyerek onları da gayri resmi alana itebilir. Böyle bir reaksiyon sonucunda ise ekonomi ve toplum için gerekli olan kamu mallarının finansmanında devletin zor duruma düşmesinden korkulmaktadır.
Gayri resmi ekonominin zararları konusunda Altuğ (1994) ve Toptaş’ın (1998) çalışmalarında da benzer hususlara değinilmektedir.
Bu zararlı yönlere ek olarak Kırbaş (1995: 24) gayri resmi ekonominin optimum büyüklükte işletme oluşumunu engellendiğinden bahsederek, küçük işletmelerin kayıtdışılığa daha elverişli olduklarından, dolayısıyla optimum, ekonomik çalışabilecek birimlerin gereksiz yere küçülmeye sevk edileceğinden ve kayıtdışılığa uygun bir ortam yaratılacağından söz etmektedir.
Ayrıca kayıtdışı ekonomide, vergi ödenmesi ve diğer kamusal düzenlemelere uyulmaması nedeniyle daha ucuza üretim yapılması, ekonomiye canlılık kazandırmakla birlikte kayıtlı işlemlerle kayıtdışı işlemler arasında haksız rekabete neden olmaktadır. Zamanla kayıtlı işletmelerin ya üretimden çekilmesi ya da üretimlerini kayıtdışına kaydırmasına neden olan bu gelişme ise kayıtdışı ekonominin boyutlarının büyümesi anlamına gelmektedir. Kayıtdışı ekonominin kamusal fonlara katkısı yalnızca dolaylı vergiler ya da enflasyon vergisi yoluyla olmaktadır ki bu vergileri kayıtlı işletmeler de ödemektedirler. Oysa, kayıtdışı sektör de kamusal fonların oluşumuna katkısı çok az olmakla birlikte, devlet tarafından üretilen hizmetlerden yararlanmaktadır.
Kayıtdışı ekonomideki önemli maliyet unsurlarından biri olan sosyal güvenlik primlerinin kayıtdışı sektörde ödenmemesi de bu firmalara önemli bir rekabet avantajı sağlamaktadır. Bu durum kayıtlı firmalarla kayıtdışı firmalar arasındaki haksız rekabeti artıran bir unsur olduğu gibi, sosyal güvenlik sisteminde de bozulmalara yol açmaktadır. Bunun yanı sıra, etik değerler üzerinde erozyon meydana getirildiği de konuyla ilgili olarak ayrıca belirtilmesi gereken bir husustur.
5. GAYRİ RESMİ EKONOMİ VE REKABET
Bu bölümde kayıt dışı ekonominin piyasalardaki rekabet ve rekabet kurallarının etkin bir şekilde uygulanması üzerindeki etkileri, piyasaları yakından takip eden Rekabet Kurulu’nun çalışmada yer verilen kararları göz önünde bulundurularak, literatüre atıflar yapılmak suretiyle ele alınacak ve değerlendirilecektir.
Gayri resmi sektörün çok dinamik bir sektör olması sebebiyle devlet kurumlarınca bu tip faaliyetlerde bulunanlar güçlükle tespit edilebilmektedir. Nitekim tarafların ilişkilerinde yazılı kayıt kullanmamaları, genelde alım satım ilişkilerini yazıya dökmekten çok sözlü olarak yapmaları söz konusu tespit güçlüğünü artıran etkenler arasındadır. Mikro ekonomik bakımdan, gayri resmi ekonomide yer alanlar göreli girdi ve çıktı fiyatları ile farklı şekillerde karşılaştıkları için, resmi ekonomide yer alan firmalara göre farklı dönüşüm ve işlem maliyetleri ile karşılaşırlar. Bunun sonucunda da, kaynak tahsisi ve dağılımı etkilenecektir. Raporlanmayan gelirin boyutu ve büyüklüğü hakkında ampirik bilginin bulunmadığı bir ortamda ekonomik politika değişikliklerinden gerçekte yararlanan ve zarar görenlerin tespit edilmesi zordur (Feige, 1990: 7).
Vergi gelirlerindeki yetersizlikler kamu harcamalarının finansmanında borçlanma ve para basımı yollarına gitmeyi zorlamakta bu da enflasyonist açığı sürekli genişletmektedir. Özellikle borçlanma yoluyla özel sektörün üretken yatırımlarına gidebilecek fonlarını kamu kesimine aktarmak ve bunları özel sektörden daha verimsiz kullanmak, büyüme hızlarını sürekli düşürmekte ve ekonomik istikrarsızlıklara yol açmaktadır (Kildiş, 2005: 1). İstikrarsız bir ekonomik yapıda da yatırım ortamı belirsizdir. Bu durum, aynı zamanda rekabetçi olmayan piyasa yapılarının ortaya çıkmasına da yol açmaktadır. Sonuçta, rekabet otoritesi yapısal bozuklukları bulunan bir ekonomik yapıda rekabet politikasından beklenen etkinliği sağlamaya çalışmak zorunda kalmaktadır.
Hükümetler, yüksek vergi oranlarının etkisini hafifletmek için vergi muafiyeti ve istisnası uygulamasına giderler. Bu durumda da vergi adaleti gittikçe bozulur. İstisnalardan yararlanamayanlar kendilerinin de daha az vergi verebileceklerini düşünerek vergi kaçakçılığı yoluna gidebilirler. Doğal olarak istisna ve muafiyet uygulamaları rekabet eşitsizliğine de sebep olmaktadır (Kildiş, 2005: 5). Dolayısıyla devlet yardımlarının (vergi teşvik ve indirimleri de dahil olmak üzere), piyasalardaki rekabetçi yapıyı bozmayacak şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu sayede, firmalar arasındaki rekabetçi yapı bozulmadığından, firmaların kendileri arasındaki rekabetçi yapıyı tesis etmek için gayri resmi sektöre kaymaları önlenmiş ve piyasaların rekabetçi yapısını bozabilecek yeni bir durumun içine girilmemiş olacaktır.
Esasen kayıt dışı ekonominin ekonomik manada sebep olduğu en önemli sorunlardan birisi rekabet ile ilgilidir. Kayıt dışı ekonomi kapsamında faaliyet gösteren birimler diğerlerine oranla daha az veya hiç vergi vermedikleri için rekabet üstünlüğüne sahip olmakta ve işlerini büyütme imkanını bulmaktadır. Bu durum, rekabet eşitsizliğini doğurmaktadır. Daha da önemlisi vergilerini tam ödeyen mükellefler de rekabet edebilmek için diğerlerini takip etmek zorunda kalmaktadır. Bu durumun da kayıtdışılığı gün geçtikçe artırdığı bir gerçektir (Kildiş, 2005: 21).
Özel İhtisas Komisyonu Raporunda da belirtildiği gibi, kayıtdışı ekonominin faaliyet alanları yasal alanlar olsa dahi, genel olarak gelişmesi amaçlanmayan faaliyetler olduğundan kaynakların arzulanmayan sektörlere yönelmesine yol açarak ekonomik verimliliğin düşmesine neden olmakta, yarattığı sosyal sorunların yanında vergilendirilmeyen bir alan olması nedeniyle de kamu gelirlerine bir katkı sağlamamaktadır. Ayrıca, benzer mal ve hizmet üretiminde bulunan kuruluşlar arasında kayıt içi – kayıt dışı kesimde faaliyet göstermelerine bağlı olarak da haksız rekabete yol açmakta, rekabetçi bir piyasa yapısının oluşmasını olumsuz yönde etkilemektedir. (DPT, 2001: 1)
Gayri resmi ekonomiye ait bilgiler resmi istatistiklerde yer almadığı için rekabet otoriteleri tarafından bu verilerin kullanılması bir takım sorunlara yol açabilmektedir. Şöyle ki; piyasada yer alan teşebbüslerin kimliği ve faaliyetlerinin büyüklüğü hakkında kesin veriler elde etmeden hesaplanan pazar payları piyasanın gerçeklerini yansıtmayacaktır (Kovacic, 2005: 7). Nitekim hakim durumda olmayan bir teşebbüsün kayıtdışı sektörün hesaba katılmadığı bir pazarda hakim durumda olduğu değerlendirmesi yapılabilecektir.
Diğer yandan gayri resmi ekonominin bulunduğu sektörlerde faaliyet gösteren ve kayıt içinde çalışan teşebbüsler, içinde bulundukları haksız rekabet uygulamalarına karşı bir araya gelmek suretiyle fiyat anlaşmaları yapabilmektedir. Yine benzer şekilde bu kapsamdaki haksız rekabet uygulamaları nedeniyle teşebbüslerin bağlı bulundukları meslek örgütleri fiyat anlaşmalarına ön ayak olabilmekte veya tavan ya da taban fiyat açıklayabilmektedir. Bu gibi durumlar ise rekabet otoritelerinin karar alma süreçlerinde sıkıntıya girmelerine neden olabilmektedir. Nitekim anılan duruma benzer bir durum olsun ya da olmasın teşebbüs temsilcileri sıklıkla savunmalarında piyasadaki kayıtdışılığın kayıt içinde olan teşebbüslerin pazar davranışlarını etkilediğini belirtmektedirler.
Ayrıca rekabet otoriteleri tarafından ceza takdir edilirken dikkate alınan cironun içerisinde kayıtdışı yapılan işlerin olmaması rekabet ihlali sonucunda verilen cezanın caydırıcılığını ortadan kaldırabilecektir. Bunun doğal bir neticesi olarak yaptırımın etkisinin olmaması, teşebbüslerin benzer yeniden eylemler içinde yer alması sonucunu doğurabilecektir.
Yine benzer şekilde, pazar paylarının ve ciroların eşik olarak belirlendiği birleşme/devralma gibi incelemelerde, kayıt dışı ekonominin varlığı, rekabet otoritelerinin sağlıklı sonuçlara ulaşması yönünde engel teşkil edebilecektir. Şöyle ki; kayıt dışı ekonomi nedeniyle pazar payı düşük görülen teşebbüsler arasında gerçekleşen bir birleşme/devralma işlemi pazardaki yoğunlaşmayı görünenden daha fazla etkileyebilecektir. Aynı şekilde, esasında pazardaki kayıtdışılık nedeniyle piyasada etkisi olmayacak olan bir birleşme - devralma pazarı önemli oranda etkileyecekmiş gibi gözükebilecektir. Ancak belli bir ölçeğe ulaşan teşebbüslerin genellikle kurumsallaşması ve kayıtdışılığı terk etmesi değerlendirmeler açısından olumlu bir durumdur.
Yapılan incelemelerde kayıt dışı ekonominin marka bağımlılığı ve imajı düşük, arz fazlası ve atıl kapasitesi yüksek olan ve düşük sermaye yatırımı gerektiren sektörlerde daha sık görüldüğü gözlemlenmiştir. Nitekim bir görüşe göre; kayıt dışı ekonomi, giriş engellerinin olmadığı pazarlarda ortaya çıktığı için (düşük sermaye yoğunluğu ihtiva etmesi nedeniyle) tam rekabet pazarlarına yakın piyasaların oluşmasını ve fiyatların aşağıya doğru çekilmesini sağlamaktadır (Elkan, 2005). Halbuki, kayıt dışı ekonominin aynı zamanda arz fazlasının ve atıl kapasitenin yüksek olduğu pazarlarda görülüyor olmasından hareketle, mümkün olduğu kadar fazla sayıda teşebbüsün pazarda olması değil, optimum sayıda teşebbüsün piyasada rekabetçi bir şekilde davranması sağlanmalıdır. Aksi takdirde kayıt dışı üretime yönelim eğilimi artabilmektedir.
Diğer yandan kayıtdışı üretim yapan ve yasal olan ürünleri üreten teşebbüsleri, kayıtlı olmakla birlikte sosyal güvenlik, fatura gibi yükümlülüklerini yerine getirmeyen teşebbüsler ve hiçbir kaydı olmayan teşebbüsler olarak ayırdığımızda özellikle ikinci grup teşebbüsler tarafından üretilen ürünlerin kayıtlı firmalarca üretilen ürünlere karşı önemli bir fiyat avantajına sahip olduğu söylenebilecektir. Ancak fiyatının daha düşük olmasına ve tüketicilerin bundan yararlanıyor olmasına karşın ürünle ilgili bir sorun çıkması durumunda tüketicilerin muhatap olabilecekleri bir merciinin bulunmaması olayın başka bir boyutunu ortaya çıkarmaktadır.
Gelişmekte olan ülkelerde uygun rekabet politikalarının uygulanmasının, bu ülkelerin ekonomik gelişmelerine olumlu katkılarda bulunacağı yadsınamaz bir gerçektir. Ancak, bu ülkelerde büyük bir gayri resmi ekonominin varlığı etkin bir rekabet politikasının uygulanması sonucunda elde edilmesi beklenen potansiyel faydaların sınırlandırılmasına yol açar (Cernat, 2004: 15).
Bu bağlamda, kayıtdışı sektörle ilgili bir başka boyut uluslararası örgütlerden gelişmekte olan ülkelere yapılan kayıtdışı ekonomiyi küçültme çağrılarıdır. Ticaretin serbest olarak yaşandığı günümüzde gelişmekte olan ülkelere ait teşebbüslerin çok uluslu dev teşebbüslerle aynı pazarda rekabet edebilmesine olanak sağlayan unsurlardan bir tanesi kayıtdışına yönelme olabilmektedir. Bu ise tartışılması gereken bir olgu olarak görülmektedir. Bir yandan milli ekonomi çerçevesinde ulusal şirketlerin piyasada var olması hususu, diğer yandan pazardaki rekabetçi yapıyı canlandırmak için yabancı sermayenin çekilmesi için kayıtdışılığın en aza indirilmesi olgusu ikili bir yapıyı gündeme getirmektedir.
Ayrıca söz konusu unsurun yatırım ortamının iyileştirilmesi olgusu ile de doğrudan bir ilişkisi bulunmaktadır. Bir sektöre yatırım yapacak olan teşebbüslerin pazara girme kararlarında dikkate alacakları hususlar arasında o piyasadaki kayıtdışılık gelmektedir. Özellikle halka açık veya uluslararası şirketlerin kayıt içinde kalmaya özen gösterdikleri ve bu teşebbüsler tarafından yapılan yatırımlarda söz konusu noktanın göz önünde bulundurulduğu görülmektedir. Nitekim sektörde kayıtdışı üretim olması teşebbüslerin üretim planlarında belirsizlikler meydana getirebilmektedir.
Kayıtdışı sektörle ilgili olarak öne sürülebilecek görüşlerden biri de kayıtdışı faaliyet olan pazarların düşük sermaye yatırımı gerektirmesi ve giriş engelleri olmamasından hareketle bu piyasalarda hakim durumdaki bir teşebbüsün faaliyet göstermeyeceğidir. Her ne kadar teorik olarak bu görüş tutarlı olsa da ülkemiz uygulamalarında hakim durumda olan teşebbüslerin bulunduğu pazarlarda çeşitli gerekçelerle kayıtdışı üretimin olduğu ya da yurtdışından kaçak yollarla ürün sağlandığı görülmektedir. Dolayısıyla kayıtdışı uygulamalar birçok pazar yapısında ortaya çıkabilmektedir.
Karlinger (2003: 2-3) çalışmasında, gayri resmi ekonomide faaliyet gösteren bir firmanın girdileri daha düşük bir fiyata edinebileceğini, böylece resmi ekonomide faaliyet gösteren bir firmaya nazaran değişken maliyetlerini düşüreceğini belirtmektedir. Çalışmada ayrıca gayri resmi olarak faaliyet gösteren bir firmanın bu maliyet avantajlarını tüketicilere yansıtacağı ve bu durumun da piyasa fiyatını ve rakiplerinin karını düşüreceği ifade edilmektedir. Bütün bunların sonucu olarak da resmi ekonomide faaliyet gösteren firmanın ya piyasadan çıkması ya da onun da gayri resmi ekonomiye geçmesi beklenebilir. Belirtilen bu iki sonuç da rekabet politikasının etkin bir şekilde uygulanmasını engelleyebilecek sorunlardır.
Bu bölümde Rekabet Kurulu’nun gayri resmi / kayıt dışı ekonomiye yer vermiş olduğu kararlarına yer verilecektir. Kararlar incelendiğinde, Rekabet Kurulu’nun bazı kararlarda kayıtdışı ekonomiyi dikkate alarak değerlendirme yaptığı, bazı kararlarda ise kayıtdışılığa yalnızca değinmekle yetindiği görülmektedir.
Anadolu Tasfiyehanesi A.Ş. (ATAŞ) ortaklarının, Akaryakıt Ana Dağıtım Şirketi bünyesindeki akaryakıt dağıtım şirketlerine ürün arzını reddetmek suretiyle 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiği iddiasına yönelik olarak yapılan incelemede, akaryakıt pazarında otomatik fiyatlandırma mekanizmasının yürürlüğe girmesi ve fiyatların uluslararası fiyat hareketlerine bağlanmasının ardından kârlılık ile ilgili sorunun halledilmiş olmasına karşılık son yıllarda hızla artan sınır ticareti ve LPG kullanımının rafinelerin üretim planlamaları ile ilgili büyük sorunlar ortaya çıkardığı tespit edilmiştir. Ayrıca dağıtım sektörünün %20’lere kadar ulaşan bir bölümünün sınır ticareti ve çeşitli depo uygulamaları nedeniyle kayıtdışı hale gelmesinin rafinelerin üretim planlarında belirsizlikler meydana getirdiği, bunun da girişimcilerin yeni rafineri kurmasına ya da mevcut rafinerilerin daha etkin bir hale getirilmesine yönelik yatırımları engellediği görülmüştür. Sonuç olarak bu durum pazarın daha rekabetçi bir yapıya ulaşması önünde bir engel oluşturmaktadır.
Bodrum ilçesinde faaliyet gösteren içme suyu satıcılarının 5.4.2000 tarihli toplantı ile almış oldukları kararlar sonucu tüketici aleyhine tekelleşmek suretiyle 4054 sayılı Kanu’na aykırı faaliyetlerde bulundukları iddia edilmiştir. Bu kapsamda ilgili ilçede faaliyette bulunan teşebbüslerin bir araya gelmek suretiyle imzaladıkları protokolde, beldelerdeki ve ilçe merkezindeki bayilerin hangi bölgelerde ne şartlarla satış yapacaklarını düzenleyen 2. ve 3. maddeleri ile su satışını düzenleyen 7. maddenin teşebbüsler arası bir fiyat ve pazar paylaşımı anlaşması niteliğinde olduğu kanısına varılmıştır. Ancak protokolün diğer maddeleri ve genel amacı da kararda göz önüne alınmıştır. Bu çerçevede, kayıt dışı çalışanları tespit edebilmeyi ve diğer bazı benzer maddelerle protokolün ortak bir takım amaçlara ulaşmayı ve piyasayı düzenlemeyi öngören hükümler ihtiva ettiği ortaya çıkmaktadır. Nitekim söz konusu madde şu şekildedir:
“...Hiçbir mükellefliği olmayan, sermayesi sadece arabası olan insanların korsan su satışlarını engellemek için, kiralık araç kullanılmaması uygun görülmüştür. Bu tür uygulamalara meydan veren bayiler deşifre edilecek ve görevli mercilere şikayette bulunulacaktır...”
Bu çerçevede teşebbüs savunmalarında protokolün tek amacının kaçak ve sağlıksız su satışının engellenmesi olduğu ifade edilmiş, Rekabet Kurulu da ceza takdir ederken teşebbüslerin piyasayı düzenleme amaçlarının bulunmasını ve pazardaki kayıt dışı yapıyı dikkate almıştır. Bu kapsamda diğer başka hafifletici nedenlerle birlikte anlaşmaya katılan 14 teşebbüsün tüzel kişiliği olmayan bir teşebbüs birliği olduğundan hareketle Kurul asgari oranda cezayı söz konusu teşebbüs birliğine vermiştir.
Karbogaz Karbondioksit ve Kurubuz San. A.Ş.’nin (Karbogaz) 4054 sayılı Kanun’u ihlal edici nitelikte, müşterileriyle uzun dönemli münhasırlık hükümleri içeren sözleşmeler akdetmek suretiyle ilgili pazarda rekabeti ortadan kaldırıcı faaliyetlerde bulunduğu iddiasına yönelik olarak yapılan değerlendirmede, pazarda hakim durumda olduğu tespit edilen Karbogaz bu tespite itiraz amacıyla pazar payının %50’ler civarında ve belirlenen miktardan daha düşük olduğunu savunmuştur. Bu farkın ise ülkemizde kayıtdışı ekonominin önemli bir sorun olmasından bahisle, rakip şirketlerin faturasız olarak gerçekleştirilen satışlarının gerçek rakamlara yansımamasından ve bu nedenle rakiplerin pazar payının olduğundan daha düşük seviyelerde görünmesinden kaynaklandığı ileri sürülmüştür.
Coca-Cola Satış ve Dağıtım A.Ş. tarafından su pazarında rakiplerin pazara girişini engellemek ve faaliyetlerini zorlaştırmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’u ihlal edildiği iddiasına yönelik olarak yapılan önaraştırmada özellikle nihai satış noktalarında yapılan incelemelerde su pazarında, gazlı içecekler pazarına oranla marka imajı ve bağımlılığının yüksek olmadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca su pazarında rekabetin yoğun olarak yaşandığı, bununla birlikte piyasada kayıtdışı faaliyet gösteren firmaların bulunduğu ve bunun da sektöre özel bir sorun olarak gündeme geldiği ifade edilmiştir.
Seramik kaplama malzemeleri ve/veya seramik sağlık gereçleri pazarlarında faaliyet gösteren 32 teşebbüsün, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal edip etmediklerinin tespit edilmesine yönelik yapılan soruşturmada, teşebbüs temsilcilerinin bir araya gelmek suretiyle yaptıkları toplantılarla ilgili belgelerden birinde, seramik sağlık gereçlerinin dünyada kapasite fazlası olan bir sektör olduğu, Uzak Doğu ve Rusya’daki krizlerin talep daralması yarattığı, Avrupa Birliği ülkelerinin doymuş pazarlar olduğu, Türkiye’de yatırımların bu koşullara rağmen devam ettiği, ihracat fiyatlarının düşük, iç piyasalarda vadelerin çok yüksek olması nedeniyle net fiyatların ihracat fiyatlarına geldiği, artan kapasitelerin pazar daralması nedeniyle fiyatları devamlı aşağı çektiği, bu koşullarla baş edebilmek için kayıtdışı çalışılarak haksız rekabet yaratan kuruluşlarla yoğun mücadelenin sürdürülmesi ve yatırım kararlarının daha sağduyulu davranılarak alınmasının gerekli olduğu belirtilmiştir.
Yine bir başka belgede ise sektörde kayıtdışı ekonomiyi kullanarak büyüyen önemli bir kesimin bulunduğu, bunun yasalara uygun, ekonominin kurallarına göre yaşamını sürdüren kuruluşları zor durumda bıraktığı, bu nedenle haksız rekabet ile mücadelenin kurulan birliğin en önemli konusu olduğu ve üyeleri koruyarak haksız rekabeti önleyecek yöntemlerin gereken uzlaşma sağlanarak belirlenebileceği ifade edilmiştir.
Arçelik A.Ş. ile Sony Eurasia Pazarlama A.Ş. arasındaki satış sözleşmesine menfi tespit verilmesi veya muafiyet tanınması talebi ile yapılan başvuruda ilgili pazar değerlendirmesinde Sony markalı çeşitli ürünlerin kayıtdışı yollardan Türkiye pazarında satıldığı belirtilmektedir.
Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş. tarafından Turkcell İletişim Himetleri A.Ş. ile Turkcell Abone Merkezleri ve Turkcell Abone Noktaları arasında yapılan bayilik sözleşmelerinde 20.7.2001 tarih, 01-35/347-95 sayılı Rekabet Kurulu kararı ile münhasırlığa ilişkin hükümlerin kaldırılmasını öngören düzenlemelerin yerine getirilmemesi nedeniyle Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş.’ye süreli para cezası tahakkuk ettirilmesi kararında da ülkeye kaçak yollarla cihaz girişinin sağlıklı bir pazar payı verilmesinin önünde engel teşkil ettiği teşebbüs temsilcilerince dile getirilmiştir.
Gaziantep Fırıncılar Odası tarafından taahhütnameler düzenlemek yoluyla ekmek piyasasındaki rekabetin engellendiği ve TESK ile Türkiye Fırıncılar Federasyonu tarafından ekmekte taban fiyatın belirlendiği iddiasına yönelik olarak yürütülen soruşturmada elde edilen ve soruşturma kapsamında oldukça önem taşıyan belge aşağıdaki hükümleri içermektedir (29 Nolu Genelge).
“Federasyon Yönetim Kurulu 27.2.2002 tarihinde “ekmek maliyet taban fiyatları hakkında aşağıdaki kararı almıştır. … Söz konusu talep Konfederasyon Yürütme Kurulu’nca incelenmiş ve esnaf sanatkarlarımızca üretilen mal ve hizmetin maliyet bedelinin altında satışa sunulmasının, kayıtdışı çalışma ve çalıştırma, düşük kaliteli ve sağlık koşullarına uygun olmayan mal ve hizmetleri oluşturma vb. nedenlerden meydana geldiği anlaşılmaktadır. Odalarımızca hazırlanan ve Birliklerimizce onaylanan ekmeğe ilişkin ücret tarifelerinde bu fiyata da yer verilmesi ilgili esnaf ve sanatkarlarımızın mağduriyetini önleyeceği gibi onları haksız rekabetten de koruyacağı için uygun mütalaa edilmiştir. Bu nedenle, yalnızca ekmek tarifeleri ile sınırlı olmak kaydıyla ekmeğin azami satış fiyatı ile birlikte ekmeğin maliyet (taban) fiyatının da tespit edilmesi ve tespit edilen bu fiyatın ekmek ücret tarifelerinde yer alması Konfederasyonumuzca uygun bulunmuştur.”
Bu ifadeler pazardaki çalışma koşulları ve rekabetin yapısı hakkında özellikle soruşturma sürecinde raportörlerce yapılan önemli tespitlere işaret etmektedir. Kararda “...tüm Türkiye için genellenmesinde sakınca olmayacağı düşünülen bu tespitlere göre, asıl olarak pazarda gerçek anlamda bir rekabetin varlığından söz etmek mümkün değildir...” ifadesi yer almaktadır. Pazarda, hiçbir kanuni yükümlülüğü yerine getirmeksizin faaliyetini sürdüren sayısız teşebbüs bulunduğunun, daha da önemlisi denetlemelerin sağlıklı bir şekilde sürdürülmediğinin bizzat denetleyici merciler tarafından dile getirildiğine yönelik tespitler yapılmıştır. Bu durum incelenmiş, fırınların hemen hepsinin atıl kapasite ile çalıştığı verisinden hareketle, pazarın ekonomik rasyonaliteden iyiden iyiye uzaklaştığına yönelik gösterge niteliği taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca söz konusu pazar yapısı ceza takdirinde hafifletici bir neden olarak değerlendirilmiştir.
Ülker Grubu ve/veya distribütörleri tarafından satış noktaları ile imzalanan Özel Statü Müşteri sözleşmeleri ile ilgili pazarda rekabetin ihlal edildiği iddiası üzerine önaraştırma yapılmıştır. Kararın sektöre ilişkin genel bilgiler bölümünde bisküvi, kek, çikolata, çikolata kaplamalı ürünler, şekerleme ve sakız alt başlığı altında özellikle bisküvi ve çikolata kaplamalı ürünler bakımından sektörde “merdiven altı” tabir edilen sağlığa uygunluk koşulları gözetilmeden kayıtdışı olarak yapılan üretimin oldukça yaygın olduğu belirtilmektedir. Yine benzer şekilde süt ve süt ürünleri alt başlığı kapsamında kayıtdışı üretimin %70 civarında olduğu ileri sürülmektedir.
Çilek Mobilya ile çeşitli mobilya üreticileri arasında imzalanan “Çilek Grubu Markası Kullanım Protokolü”ne menfi tespit/muafiyet tanınmasına yönelik olarak yapılan başvuruda ilgili pazar değerlendirmelerinde, çoğu küçük atölyelerden oluşan mobilya sektöründe %85’ler seviyesindeki kayıtdışı faaliyetler nedeniyle ayrıntılı bir envanter çalışmasının ve yapısal analizin yapılamamasının istatiksel bir güvenle rekabet koşullarını değerlendirme olanağını ortadan kaldırdığının ve yapılan değerlendirmelerin, bazı sınırlı düzeydeki bulgulara dayandığının altı çizilmiştir. Bu çerçevede atıl yatırım, kapasite kullanımı, bilgi birikim yetersizliklerinin ve branşlaşamamanın temel sorunlar olarak ortaya çıktığı, bunların da beraberinde maliyet ve kalite sorunlarını gündeme getirdiği vurgulanmıştır.
Monsanto/Seminis Inc. Devralma İşlemi
Monsanto Company’nin çeşitli sebze ve meyve tohumcuğu alanında faaliyet gösteren Seminis Inc.’ın hisselerinin tümünü devralması işleminde sektörün esas sıkıntısının devralma işleminden çok kaçak üretim olduğu iddia edilmiştir.
LPG Kararı
Haklarında soruşturma yapılan 7 adet teşebbüsün Adıyaman ili LPG pazarında faaliyet gösteren yerel firmaları piyasa dışına çıkarma amacıyla rekabeti sınırlayıcı anlaşma yaparak 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiklerine dair yapılan soruşturmada, ulusal çapta faaliyet gösteren LPG firmalarının anlaşmak suretiyle maliyetin altında bir fiyatla ürün satışına başladıkları, bunun ise yerel firma bayilerinin faaliyetlerini durma tehlikesi ile karşı karşıya bıraktığı ileri sürülmüştür. Yapılan incelemelerde soruşturma tarafı teşebbüslerin gerçekleştirdikleri toplantılarda aşağıdaki ifadelerin yer aldığı görülmüştür: “... illerinde faaliyet gösteren, bu illerde kazanmış oldukları paralarla yayılmacılık politikasını sürekli genişleten, tebliğ ve yasalara aykırı olarak tamamen korsan çalışan, bölge pazarını tehdit eden yerel firmalarla mücadele etmenin, bu firmaların ekonomik açıdan bitirilmesi gerektiği görüşü hasıl oldu...”
Çaykur Soruşturması
Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (Çaykur) bayilik sistemi vasıtasıyla 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ve Yekeler Gıda Ticaret San. Ltd. Şti.’nin (Çaykur bayisi) mal vermeyi reddetme eylemi ile aynı Kanun’un 6. maddesini ihlal ettikleri iddiasının değerlendirilmesine yönelik soruşturmada kaçak çayın pazarda oldukça yaygın olduğu vurgulanmıştır. Bu kapsamda Yekeler Gıda Ticaret San. Ltd. Şti’nin hakim durumda olmadığı bunun gerekçesinin ise bölgede kaçak çayın tüketiminin fazla olduğu, nitekim kaçak çayın toplam tüketimin %50’sine tekabül ettiği ileri sürülmüştür.
7. ÖNERİLER VE SONUÇ
Gayri resmi ekonomi sanayileşmiş ve gelişmiş ülkelerde de görülen karışık bir olgudur. Kayıtdışı ekonominin bir takım yararları olsa dahi pazarların yapısını olumsuz bir şekilde etkilediği de bir gerçektir. İnsanlar, başta devletlerin özellikle vergi ve düzenleme faaliyetleri olmak üzere, çeşitli nedenlerle gayri resmi ekonomide yer almaktadırlar. Gayri resmi ekonomiyle mücadele etmek isteyen bir devlet, öncelikle kendi politika kararlarının karmaşık ve de sıklıkla birbiriyle çatışan sonuçlarını analiz etmelidir (Schneider, 2002:44).
Kayıt altına alınmamış ekonomik faaliyetler ya da vergilerin az ödenmesi farklı bir şekilde ele alınmalıdır. Gayri resmi sektörde faaliyet gösteren insanlar bir gecede resmi sektöre geçemezler. Kurumsal yapı bir günde düzeltilemeyeceği gibi, demokratik sağlamlaştırma zaman ister. Yeni kuralların anlaşılması ve uygulanması bir öğrenme sürecini gerektirir. Bu nedenle, “etkin bir şekilde işleyen resmi bir ekonomi yaratma” stratejik hedefi doğrultusunda kararlı ve sürekli bir iyileşme sağlanması şartıyla devletler müsamahalı davranmalıdırlar (Kallay, 2003:195).
Diğer yandan gayri resmi ekonomi yalnızca pazar yapısına zarar vermemekte, yine kendisini doğuran bir yapıyı ortaya çıkarmaktadır. Gayri resmi ekonominin yaygınlaşması durumunda bu daha fazla kayıtdışılık için bir teşvik unsuru olabilmektedir. İlave olarak rekabet yasalarının kayıtdışı teşebbüslere uygulanamaması, ancak bu teşebbüslerin kayıtlı olan rakiplerine uygulanması, adalet duygusu ile bağdaşmayabilecek, hatta haksız sonuçlar doğurabilecektir. Nitekim gayri resmi ekonominin bulunduğu sektörlerde rekabet yasalarının uygulanması istenen sonucu vermeyebilecektir.
Bu noktada markalaşma ve marka imajı yaratılmasının gayri resmiliği azalttığına dikkat çekmek yerinde olacaktır. Bu tip ürünlerin olduğu pazarlarda kayıtdışılığın azaldığı söylenebilmektedir. Yine benzer şekilde düşük sermaye yatırımı gerektiren veya atıl kapasitenin olduğu sektörlerde bu gibi uygulamalar daha yaygın olarak görülmektedir.
Bunların yanı sıra rekabet otoriteleri rekabet danışmanlığı (“competition advocacy”) kapsamında hükümete ve ilgili birimlere görüş belirtmek suretiyle inceleme yaptığı sektörlerdeki kayıtdışılık hakkında bilgi verebilir ve sektör bazında önerilerde bulunabilir. Nitekim rekabet otoritelerinin inceleme yaptığı pazarlar hakkında derin bilgilere sahip olduğu dikkate alındığında, böyle bir yöntemin kayıtdışı ekonominin azaltılması yönünde olumlu katkılar sağlayacağı öngörülebilir.
KAYNAKLAR
ALTUĞ, O. (1994), Kayıtdışı Ekonomi, Cem Ofset, İstanbul
AZUMA, Y., and H.I. GROSSMAN (2002), “A Theory of the Informal Sector”, National Bureau of Economic Research Working Paper, No: 8823
BELEV, B. (2003), “The Informal Economy in Central and Eastern Europe – Obstacle to European Integration or Bridge Between the EU Mamber States and the Accession Countries?”, B. BELEV (der), The Informal Economy In The EU Accession Countries içinde, Publication of Center for the Study of Democracy
CERNAT, L. (2004), The Role of Competition in the Promotion of Competitiveness and Development: Experiences from a Sample of Developing and Least Developed Countries, 3rd International CRC Konferansı için hazırlanan çalışma, Cape Town, South Africa, Eylül 2004
DJANKOV, S., I. LIEBERMAN, J. MUKHERJEE, T. NENOVA (2003), “Going Informal: Benefits and Costs, in The Informal Economy In The EU Accession Countries?”, B. BELEV (der), The Informal Economy In The EU Accession Countries içinde, Publication of Center for the Study of Democracy
DURA, C. (1997), “Kayıt dışı Ekonomi Kavramı, Sebep ve Etkileri, Ölçülmesi, Mücadele Yolları ve Türk Ekonomisindeki Yeri”, Maliye Dergisi, Ocak- Nisan 1997, Sayı: 124, 3-12
ELKAN, W. (2005), Informal Sector,
<http://pioneer.netserv.chula.ac.th/~ckieatvi/Informal_sector.htm>, (giriş tarihi Ağustos 2005)
FEIGE, E.L. (1990), “Defining and Estimating Underground and Informal Economies: The New Institutional Economics Approach”, World Development, Vol: 18, No: 7
FREY, B.S. and F. SCHNEIDER (2000), Informal and Underground Economy, http://www.econ.jku.at/Schneider/informal.PDF
(giriş tarihi Eylül 2005)
GONCA G. (2005), Avrupa Birliği Ülkelerinde Vergi Kayıp ve Kaçakları, <http://www.bilgisayarlimuhasebe.com/yazarlarimiz/gulen/index.as>
GÜMÜŞ, T. (2000), “Dışsallık ve Kayıtdışı Ekonomi Kavramına İlişkin Bir Değerlendirme”, Gazi Üniversitesi İİBF Dergisi, Vol: 2, No: 3, 63-70
IŞIK, N., ACAR M., (2003) Kayıtdışı Ekonomi Ölçme Yöntemleri, Boyutları, Yarar ve Zararları Üzerine Bir Değerlendirme, Erciyes Üniversitesi İktisat ve İdari Bilimler Dergisi
KALLAY, L. (2003), “Barriers to Participation: The Informal Sector in Emerging Democracies”, in The Informal Economy In The EU Accession Countries ?”, B. BELEV (der), The Informal Economy In The EU Accession Countries içinde, Publication of Center for the Study of Democracy
KARLINGER, L. (2005), “The Underground Economy Across Countries: Evading Taxes or Evading Competition?”,
<http://homepage.univie.ac.at/liliane.karlinger/underground.PDF> (giriş tarihi Ağustos 2005)
KİLDİŞ, Y. (2005), Kayıtdışı Ekonomi, <www.canaktan.org> (giriş tarihi Ağustos 2005)
KOVACIC, W.E. (2005), Building Institutional Foundations for Effective Competition Policy Systems,
<www.pucp.edu.pe/escgrad/deremp/Kovacic_paper.pdf> (giriş tarihi Eylül 2005)
PALMADE, V. and A. ANAYIOTIS (2005), “Rising Informality”, Public Policy Journal, Ağustos 2005, No: 298, Dünya Bankası
SCHNIEDER, F. (2002), “Size And Measurement of The Informal Economy In 110 Countries Around The World”, Australian Tax Centre Çalıştayında sunulan çalışma, ANU, Canberra, Australia.
SCHNEIDER, F. and D.H. ENSTE (2000), “Shadow Economies: Size, Causes, and Consequences”, Journal of Economic Literature, Vol: 38, 77-114
STIGLITZ, J.E. (2001), Competing over Competition Policy, <http://www.project-syndicate.org> (giriş tarihi Eylül 2005)